Tez. | أطروحة |
Tez. | أطروحة |
Araştırma makalesi. | ورقة بحثية. |
Tezimi yazıyorum. | أكتب أطروحتي. |
Tez kapsamlıdır. | الأطروحة شاملة. |
Araştırma makalesi yayımlandı. | نُشِرَت الورقة البحثية. |
Metodoloji titizdir. | المنهجية صارمة. |
Hipotez test edildi. | تم اختبار الفرضية. |
Bulgular önemlidir. | النتائج ذات أهمية. |
Sonuç, araştırmayı özetler. | الخاتمة تلخص البحث. |
Literatür taraması kapsamlıdır. | مراجعة الأدبيات شاملة. |
Özet, genel bir bakış sağlar. | الملخص يقدم نظرة عامة. |
Atıf standarda uygundur. | الاستشهاد يتبع المعيار. |
Kaynakça tamamlandı. | قائمة المراجع كاملة. |
Hakem değerlendirmesi olumluydu. | كانت مراجعة الأقران إيجابية. |
Akademik dergi bunu yayımladı. | نشرت المجلة الأكاديمية ذلك. |
Teorik çerçeve çalışmayı yönlendirir. | الإطار النظري يوجّه الدراسة. |
Ampirik bulgular iddiayı destekliyor. | الأدلة التجريبية تدعم الادعاء. |
Nicel analiz kalıpları ortaya koyar. | يكشف التحليل الكمي عن أنماط. |
Nitel araştırma bakış açılarını inceler. | البحث النوعي يستكشف وجهات النظر. |
Akademik makale bilgiye katkıda bulunur. | تساهم المقالة العلمية في المعرفة. |
Akademik söylem resmidir. | الخطاب الأكاديمي رسمي. |
Araştırma sorusu açıktır. | سؤال البحث واضح. |
Veri analizi kapsamlıdır. | تحليل البيانات شامل. |
Akademik yazım geleneklere uygundur. | الكتابة الأكاديمية تتبع الأعراف. |
Bu bilimsel çalışma hakem değerlendirmesinden geçirilmiştir. | العمل العلمي يخضع لمراجعة الأقران. |
Bu araştırma alana katkıda bulunur. | يساهم البحث في هذا المجال. |
Akademik argüman iyi yapılandırılmış. | الحجة الأكاديمية مُنظَّمة جيدًا. |
Hukuki yükümlülük yerine getirilmelidir. | يجب الوفاء بالالتزام القانوني. |
Resmi kayıt arşivlendi. | تم أرشفة السجل الرسمي. |
Düzenleyici kurum gözetler. | الهيئة الرقابية تشرف. |
Yasal hüküm uygulanır. | ينطبق النص القانوني. |
Resmi yetki verildi. | تم منح التفويض الرسمي. |
Bürokratik süreç uzundur. | العملية البيروقراطية طويلة. |
Hukuki yorum farklılık gösterir. | يختلف التفسير القانوني. |
Resmi protokole uyuldu. | تم اتباع البروتوكول الرسمي. |
Roman. | رواية |
Şiir. | الشعر |
Düzyazı. | نثر |
Mecaz | استعارة |
Alegori | الاستعارة المطولة |
Yazar bir başyapıt yazdı. | كتب المؤلف تحفة. |
Şiir metaforlar kullanır. | القصيدة تستخدم الاستعارات. |
Anlatı etkileyici. | السرد مشوق. |
Nesir zariftir. | النثر أنيق. |
Alegori özgürlüğü temsil eder. | الرمزية تمثل الحرية. |
Karakter iyi işlenmiş. | الشخصية مبنية بشكل جيد. |
Olay örgüsü yavaş yavaş ortaya çıkar. | تنكشف الحبكة تدريجيًا. |
İmgeler canlıdır. | التصوير حيّ |
Simgesellik derindir. | الرمزية عميقة. |
Üslubu inceliklidir. | الأسلوب راقٍ. |
Eser zamansızdır. | العمل خالد. |
Yazar ironi kullanır. | يستخدم المؤلف السخرية. |
Tema evrenseldir. | الثيمة عالمية. |
Diyalog gerçekçi. | الحوار أصيل. |
Betimleme çağrıştırıcı. | الوصف يبعث على الخيال. |
Anlatıcının sesi kendine özgüdür. | الصوت السردي مميز. |
Edebi araç anlamı güçlendirir. | الأداة الأدبية تُعزِّز المعنى. |
Epilog hikâyeyi sonlandırır. | الخاتمة تختم القصة. |
Prolog sahneyi hazırlar. | المقدمة تمهّد المشهد. |
Mısra ritmiktir. | البيت إيقاعي. |
Kıta dört mısradan oluşur. | المقطع الشعري يتألف من أربعة أبيات. |
Sone katı bir biçimi izler. | السونيت يتبع قالبًا صارمًا. |
Edebi akım yazarları etkiledi. | أثرت الحركة الأدبية على الكتّاب. |
Klasik eser baki kalır. | العمل الكلاسيكي يدوم. |
Çağdaş roman toplumu yansıtır. | الرواية المعاصرة تعكس المجتمع. |
Edebi eleştiri temaları analiz eder. | النقد الأدبي يحلل الموضوعات. |
Antoloji şiirleri toplar. | تجمع المختارات القصائد. |
El yazması keşfedildi. | اكتُشِفت المخطوطة. |
Baskı dipnotludur. | الطبعة مشروحة. |
Çeviri özünü yakalıyor. | تلتقط الترجمة الجوهرَ |
Edebi gelenek devam ediyor. | تستمر التقاليد الأدبية. |
Yazarın külliyatı geniştir. | مجموعة أعمال المؤلف واسعة. |
Edebi kanon klasikleri içerir. | الكانون الأدبي يشمل الكلاسيكيات. |
Anlatı yapısı karmaşıktır. | التركيب السردي معقّد. |
Edebi analiz derinliği ortaya koyar. | يُظهر التحليل الأدبي عمقًا. |
Teşhis | تشخيص |
Tedavi | علاج |
Ameliyat. | جراحة |
Tanı doğrulandı. | تم تأكيد التشخيص. |
Tedavi etkilidir. | العلاج فعال. |
Ameliyat başarılı geçti. | كانت العملية ناجحة. |
Hastanın durumu düzeldi. | تحسنت حالة المريض. |
Tıbbi muayene gösterdi. | أظهر الفحص الطبي. |
Reçete dolduruldu. | تم صرف الوصفة. |
Belirtiler analiz edildi. | تم تحليل الأعراض. |
Hastalık teşhis edildi. | تم تشخيص المرض. |
İlaç verildi. | تم إعطاء الدواء. |
Tıbbi işlem gerçekleştirildi. | تم إجراء العملية الطبية. |
Hastanın hayati bulguları izlendi. | تمت مراقبة العلامات الحيوية للمريض. |
Anatomi incelendi. | تمت دراسة التشريح. |
Fizyoloji açıklandı. | تم شرح علم وظائف الأعضاء. |
Patoloji tespit edildi. | تم تحديد المرضية. |
Tıbbi durum dikkat gerektirir. | الحالة الطبية تحتاج إلى اهتمام. |
Klinik deneme gerçekleştirildi. | أُجريت التجربة السريرية. |
Tıbbi araştırma bilgiyi ilerletti. | ساهمت الأبحاث الطبية في تقدم المعرفة. |
Sağlık sistemi bakım sağlar. | نظام الرعاية الصحية يقدم الرعاية. |
Tıbbi uzmanlık alanı odaklanır. | يركز التخصص الطبي على. |
Tanı ayırıcıydı. | كان التشخيص تفريقيًا. |
Prognoz iyi. | النتيجة المتوقعة جيدة. |
Tıbbi müdahale gerekliydi. | كان التدخل الطبي ضروريًا. |
Hastanın tıbbi geçmişi incelendi. | تمت مراجعة التاريخ الطبي للمريض. |
Tıbbi terminoloji nettir. | المصطلحات الطبية دقيقة. |
Danışılan sağlık hizmeti sağlayıcısı. | تم استشارة مقدم الرعاية الصحية. |
Tıbbi protokole uyuldu. | تم اتباع البروتوكول الطبي. |
Hastanın iyileşmesi izlendi. | تمت مراقبة تعافي المريض. |
Tıbbi ekipman sterilize edildi. | تم تعقيم المعدات الطبية. |
Cerrahi işlem planlandı. | تم التخطيط للإجراء الجراحي. |
Anestezi uygulandı. | تم إعطاء التخدير. |
Tıbbi ekip işbirliği yaptı. | تعاون الفريق الطبي. |
Hastanın rızası alındı. | تم الحصول على موافقة المريض. |
Tıbbi etik kurallarına uyuldu. | أُحترمت الأخلاقيات الطبية. |
Sağlık politikası uygulandı. | تم تنفيذ سياسة الرعاية الصحية. |
Tıbbi yenilik tedavi sonuçlarını iyileştirdi. | الابتكار الطبي حسّن النتائج. |
Hastanın yaşam kalitesi iyileşti. | تحسنت جودة حياة المريض. |
Tıp alanı sürekli ilerlemektedir. | المجال الطبي يتقدم باستمرار. |
Sağlık hizmeti sunumu optimize edildi. | تم تحسين تقديم الرعاية الصحية. |
Tıp eğitimi zorludur. | التعليم الطبي صارم. |
Hastanın hakları korundu. | تمت حماية حقوق المريض. |
Tıbbi gizlilik korundu. | تم الحفاظ على السرية الطبية. |
Sağlık reformu tartışıldı. | تمت مناقشة إصلاح الرعاية الصحية. |
Tıbbi uygulama kanıta dayalıydı. | كانت الممارسة الطبية قائمة على الأدلة. |
Hastanın özerkliğine saygı gösterildi. | تم احترام استقلالية المريض. |
Tıbbi karar bilgilendirildi. | كان القرار الطبي مستنيرًا. |
Sağlık hizmetlerine erişim iyileştirildi. | تم تحسين الوصول إلى الرعاية الصحية. |
Tıbbi araştırma çığır açıcıydı. | كان البحث الطبي رائدًا. |
Felsefe. | الفلسفة |
Etik | الأخلاق. |
Ahlak. | الأخلاق |
Felsefe okuyorum. | أدرس الفلسفة. |
Etik davranışı yönlendirir. | الأخلاق توجه السلوك. |
Ahlak karmaşıktır. | الأخلاق معقدة. |
Felsefi soru derindi. | كان السؤال الفلسفي عميقًا. |
Ahlaki ikilem tartışıldı. | تمت مناقشة المعضلة الأخلاقية. |
Ahlaki ilke uygulandı. | طُبِّقَ المبدأ الأخلاقي. |
Felsefi argüman ikna ediciydi. | كانت الحجة الفلسفية مقنعة. |
Etik çerçeve oluşturuldu. | تم تأسيس الإطار الأخلاقي. |
Ahlaki muhakeme sağlamdı. | كان الاستدلال الأخلاقي سليمًا. |
Felsefi gelenek düşünceyi etkiledi. | أثرت التقاليد الفلسفية على الفكر. |
Etik değerlendirme önemliydi. | كان الاعتبار الأخلاقي مهمًا. |
Ahlaki yargı verildi. | صدر الحكم الأخلاقي. |
Felsefi sorgulama anlamı inceledi. | التحقيق الفلسفي استكشف المعنى. |
Etik standart korundu. | تم الالتزام بالمعيار الأخلاقي. |
Ahlaki değer tanındı. | تم الاعتراف بالقيمة الأخلاقية. |
Felsefi bakış açısı benzersizdi. | المنظور الفلسفي كان فريدًا. |
Etik karar zordu. | كان القرار الأخلاقي صعبًا. |
Ahlaki yükümlülük yerine getirildi. | تم الوفاء بالواجب الأخلاقي. |
Felsefi söylem ilgi çekiciydi. | كان النقاش الفلسفي شيقًا. |
Etik kurallara uyuldu. | تم اتباع الميثاق الأخلاقي. |
Ahlak felsefesi incelendi. | دُرِسَتْ الفلسفة الأخلاقية. |
Felsefi kavram soyuttu. | كان المفهوم الفلسفي مجردًا. |
Etik teori geliştirildi. | تطورت النظرية الأخلاقية. |
Ahlak felsefesi eylemi yönlendirir. | الفلسفة الأخلاقية توجه الفعل. |
Felsefi yansıma derindi. | كان التأمل الفلسفي عميقًا. |
Etik ilke evrenseldi. | كان المبدأ الأخلاقي عالميًا. |
Ahlaki muhakeme mantıklıydı. | كان التفكير الأخلاقي منطقيًا. |
Bakmak. | أن ينظر |
Göz atmak. | يلقي نظرة خاطفة |
dik dik bakmak | التحديق |
dik dik bakmak | يتأمل |
Söylemek. | أن يقول |
Fısıldamak. | يهمس |
bağırmak. | يصرخ |
Mırıldanmak. | يهمس |
yürümek | أن يمشي |
rahatça yürümek | يتجول |
Uzun adımlarla yürümek. | يخطو بخطى واثقة |
rahatça yürümek | يمشي على مهل. |
Süratle koşmak. | يجري بأقصى سرعة |
yavaş tempoda koşmak | يجري بوتيرة معتدلة |
hızla koşmak | ينطلق مسرعًا |
düşünmek. | أن يفكر |
Düşünüp taşınmak. | يتأمل |
derinlemesine düşünmek | يتأمل |
dikkatlice düşünmek | التشاور |
Hissetmek. | أن يشعر |
Sezmek | يشعر |
Algılamak. | أن يدرك |
Tespit etmek. | اكتشاف |
Anlamak. | أن يفهم |
kavramak | يدرك |
Kavramak. | أن يستوعب |
fark etmek. | يدرك |
bilmek. | يعرف |
Farkında olmak. | أن تكون على وعي. |
Tanımak | يتعرف على |
Bir şeye aşina olmak. | أن تكون على دراية بـ |
Hipotez. | فرضية |
Deney. | تجربة |
Teori. | نظرية |
Hipotez formüle edildi. | تم صياغة الفرضية. |
Deney tasarlandı. | تم تصميم التجربة. |
Teori doğrulandı. | تم التحقق من صحة النظرية. |
Bilimsel yöntem uygulandı. | تم تطبيق المنهج العلمي. |
Araştırma titizlikle yürütüldü. | أُجري البحث بدقةٍ. |
Veriler sistematik olarak toplandı. | تم جمع البيانات بشكل منهجي. |
Analiz kapsamlıydı. | كان التحليل شاملاً. |
Laboratuvar ekipmanları kalibre edildi. | تمت معايرة معدات المختبر. |
Bilimsel keşif önemliydi. | كان الاكتشاف العلمي مهمًا. |
Araştırma bulguları yayımlandı. | نُشِرَت نتائج البحث. |
Hakem değerlendirme süreci tamamlandı. | اكتملت عملية مراجعة الأقران. |
Bilim camiası yanıt verdi. | استجاب المجتمع العلمي. |
Metodoloji sağlamdı. | كانت المنهجية سليمة. |
Araştırma sorusu ele alındı. | تمت معالجة سؤال البحث. |
Bilimsel makale hakem değerlendirmesinden geçti. | خضعت الورقة العلمية لمراجعة الأقران. |
Akademik araştırma bilgiye katkıda bulundu. | ساهم البحث الأكاديمي في المعرفة. |
Deneysel tasarım kontrollüydü. | كان التصميم التجريبي محكماً. |
Değişkenler doğru bir şekilde ölçüldü. | تم قياس المتغيرات بدقة. |
İstatistiksel analiz yapıldı. | تم إجراء التحليل الإحصائي. |
Araştırma protokolüne uyuldu. | تم اتباع بروتوكول البحث. |
Bilimsel araştırma sistematikti. | كان البحث العلمي منهجيًا. |
Laboratuvar çalışması hassastı. | كان العمل المخبري دقيقًا. |
Araştırma metodolojisi titizdi. | كانت منهجية البحث صارمة. |
Bilimsel kanıtlar ikna ediciydi. | كانت الأدلة العلمية مقنعة. |
Akademik araştırma kapsamlıydı. | كانت الدراسة الأكاديمية شاملة. |
Araştırmadaki yenilik, alanı ilerletti. | دفع الابتكار البحثي المجال إلى الأمام. |
Bilimsel bilgi genişletildi. | تم توسيع المعرفة العلمية. |
Araştırma işbirliği verimliydi. | كان التعاون البحثي مثمرًا. |
Laboratuvar bulguları yeniden üretilebilirdi. | كانت النتائج المختبرية قابلة للتكرار. |
Bilimsel araştırma kapsamlıydı. | كان التحقيق العلمي شاملاً. |
Araştırma katkısı özgündü. | كانت مساهمة البحث أصلية. |
Akademik yayın etkiliydi. | كان المنشور الأكاديمي مؤثرًا. |
Bilimsel paradigmada değişiklik oldu. | تحوّل النموذج العلمي. |
Araştırma metodolojisi doğrulandı. | تم التحقق من صحة منهجية البحث. |
Laboratuvardaki araştırma çığır açıcıydı. | كان البحث المختبري رائدًا. |
Bilimsel ilerleme önemliydi. | كان التقدم العلمي كبيرًا. |
Araştırma mükemmelliği tanındı. | تم الاعتراف بتميز البحث العلمي. |
Akademik araştırma finanse edildi. | تم تمويل البحث الأكاديمي. |
Bilimsel bütünlük korundu. | تم الحفاظ على النزاهة العلمية. |
Araştırma etiğine uyuldu. | تم احترام أخلاقيات البحث. |
Laboratuvar güvenliği sağlandı. | تم ضمان سلامة المختبر. |
Bilimsel doğruluk doğrulandı. | تم التحقق من الدقة العلمية. |
Araştırma şeffaflığı teşvik edildi. | تم تعزيز شفافية البحث. |
Akademik araştırma titizdi. | كانت المنحة الأكاديمية صارمة. |
Bilim camiası işbirliği yaptı. | تعاون المجتمع العلمي. |
Araştırmanın etkisi ölçüldü. | تم قياس أثر البحث. |
Gitmiştim. | كنت قد ذهبتُ. |
Sen yemiştin. | كنت قد أكلتَ |
O gelmişti. | كان قد وصل. |
O gitmişti. | كانت قد غادرت. |
Görmüştük. | كنا قد رأينا. |
Bitirmiş olacağım. | سأكون قد انتهيتُ. |
Varmış olacaksın. | ستكون قد وصلتَ. |
O gitmiş olacak. | سيكون قد غادر |
O tamamlamış olacak. | ستكون قد أكملت. |
Başarmış olacağız. | سنكون قد أنجزنا. |
Gitmiş olurdum. | كنت سأذهب. |
Yemiş olurdun. | لكنت قد أكلت |
O gelmiş olurdu. | لَكانَ قَدْ وَصَلَ. |
O gitmiş olurdu. | كانت لتغادر. |
Görmüş olurduk. | كنا سنرى |
Gidiyordum. | لقد كنت أذهب. |
Yiyordun. | كنتَ تأكل. |
O çalışıyordu. | كان يعمل |
O çalışıyordu. | كانت تدرس. |
Bekliyor olmuştuk. | لقد كنا ننتظر. |
Çalışıyor olacağım | سأكون قد كنت أعمل |
Çalışıyor olacaksın. | سوف تكون قد كنت تدرس. |
Bekliyor olacak. | سيكون قد ظل ينتظر |
O okuyor olacak. | ستكون قد ظلت تقرأ. |
Seyahat ediyor olacağız. | سنكون قد كنا مسافرين. |
Gidiyor olurdum. | كنت سأكون ذاهبًا. |
Yiyor olurdun. | كنتَ ستظل تأكل. |
Çalışıyor olacaktı. | لَكانَ يعملُ. |
O ders çalışıyor olurdu. | كانت ستكون تدرس. |
Bekliyor olacaktık. | كنا سنكون في انتظار |
Bitirdikten sonra ayrıldım. | بعد أن انتهيتُ، غادرتُ. |
Vardıktan sonra dinlendik. | بعد أن وصلنا، استرحنا. |
Çalıştığı için geçti. | بعد أن ذاكرت، نجحت. |
Çalıştıktan sonra dinlendi. | بعد أن عمل، استرخى. |
Okuduktan sonra anladım. | بعد أن قرأتُ، فهمتُ. |
Gitsem, seni bilgilendirirdim. | لو ذهبتُ، لأخبرك. |
Bunu bilmiş olsaydım, farklı davranırdım. | لو كنت أعلم، لتصرّفتُ بشكل مختلف. |
Yardıma ihtiyaç duymanız halinde, lütfen bizimle iletişime geçin. | إذا احتجت إلى مساعدة، يرجى الاتصال بنا. |
Yardımın olmasaydı başarısız olurdum. | لولا مساعدتك لكنت قد فشلت. |
Eğer mümkün olsaydı, katılırdık. | لو كان ذلك ممكنًا، لكنا قد حضرنا. |
Koşullar farklı olsaydı, sonuç değişirdi. | لو اختلفت الظروف لاختلفت النتيجة. |
Gerekirse yanıt vereceğiz. | إذا دعت الحاجة، سنستجيب. |
Keşke bilseydik, hazırlık yapardık. | لو كنا قد علمنا، لَكُنّا قد استعدّنا. |
Birisi sonuçları düşünse. | لو اعتبر المرء العواقب. |
Senin sessiz kalman daha iyi olurdu. | لكان أفضل لو ظللت صامتًا. |
Keşke durum farklı olsaydı. | ليت الأمر غير ذلك. |
Senin yerinde olsam, tekrar düşünürdüm. | لو كنتُ مكانك، لأعدت النظر. |
Tabiri caizse, durum karmaşık. | إن صحّ التعبير، الوضع معقّد. |
Durum böyle olsa da, ilerlemeliyiz. | مهما كان الأمر كذلك، يجب أن نمضي قدمًا. |
Ne olursa olsun, sebat edeceğiz. | مهما حدث، سنثابر. |
Her ne kadar mütevazı olsa da, ev gibisi yok. | ولو كان متواضعًا، فلا مكان مثل البيت. |
Şunu söylemek yeterli: mesele çözüldü. | يكفي أن نقول إن الأمر قد حُسم. |
Eleştirmek bana düşmez. | لا يليق بي أن أنتقد. |
Öyle olsun. | فليكن كذلك. |
Teorik perspektif analizi yönlendirir. | المنظور النظري يوجّه التحليل |
Akademik yayın, anlayışın ilerlemesini sağlar. | المنشور العلمي يعزز الفهم. |
Epistemolojik çerçeve araştırmanın temelini oluşturur. | الإطار الإبستمولوجي يشكل أساسًا للبحث. |
Ontolojik varsayımlar metodolojiyi belirler. | الافتراضات الأنطولوجية تُوجّه المنهجية. |
Hermeneutik yaklaşım verileri yorumlar. | المنهج التأويلي يفسّر البيانات. |
Paradigmatik değişim alanda meydana geldi. | حدث التحول في الإطار المفاهيمي للمجال. |
Teorik temeller sağlamdır. | الأسس النظرية سليمة. |
Kavramsal çerçeve analizi yönlendirir. | الإطار المفاهيمي يوجّه التحليل. |
Metodolojik titizlik geçerliliği sağlar. | الصرامة المنهجية تضمن الصلاحية. |
Epistemolojik pozisyon açıktır. | الموقف الإبستمولوجي واضح. |
Ontolojik bağlılık, sorgulamayı şekillendirir. | الالتزام الأنطولوجي يشكّل الاستقصاء. |
Aksiolojik değerlendirmeler ele alınmaktadır. | تُعالَج الاعتبارات القيمية. |
Araştırma paradigması yorumlamayı etkiler. | النموذج البحثي يؤثر على التفسير. |
Epistemolojik duruş tutarlıdır. | الموقف الإبستمولوجي متسق. |
Teorik çerçeve içgörü sağlar. | يوفر المنظور النظري فهماً. |
Metodolojik triangülasyon güvenilirliği artırır. | المثلثية المنهجية تعزز المصداقية. |
Epistemolojik varsayımlar açıktır. | الافتراضات المعرفية واضحة. |
Ontolojik perspektif çalışmayı çerçeveler. | المنظور الأنطولوجي يؤطر الدراسة. |
Teorik katkı bilgi birikimini ilerletir. | تُسهم المساهمة النظرية في تقدم المعرفة. |
Metodolojik yenilik yeni araştırma alanları açmaktadır. | الابتكار المنهجي يفتح آفاقًا جديدة. |
Epistemolojik titizlik akademik dürüstlüğü sağlar. | الصرامة المعرفية تضمن النزاهة العلمية. |
Altın kalpli olmak. | أن يكون له قلب من ذهب |
Sevinçten havalara uçmak. | في قمة السعادة. |
Bir taşla iki kuş vurmak. | ضرب عصفورين بحجر واحد |
Top sende. | الكرة في ملعبك. |
Birinin yerinde olmak. | أن تكون في مكان شخص آخر |
Tam on ikiden vurmak | أن يصيب في الصميم. |
Geç olsun, güç olmasın. | أن تأتي متأخراً خير من ألا تأتي أبداً |
Dış görünüşe aldanma. | لا تحكم على الكتاب من غلافه. |
Her şerde bir hayır vardır. | لكل سحابة بطانة فضية. |
Eylemler sözlerden daha etkilidir. | الأفعال أبلغ من الأقوال. |
buzları kırmak | كسر الجليد |
Çocuk oyuncağı olmak. | أن يكون سهلاً جدًا |
Çok pahalıya mal olmak. | يكلف ثروة |
Kulak kesilmek | أن تكون منصتًا |
Kırk yılda bir. | نادراً ما |
Ağzından kaçırmak. | أن يفشي السر |
Arı gibi çalışmak. | مشغول كالنحلة. |
Bitkilerle arası iyi olmak. | له يد خضراء |
Aynı gemide olmak. | نحن في نفس القارب. |
Görmezden gelmek. | أن يغضّ الطرف |
Gece geç saatlere kadar çalışmak. | يسهر حتى الفجر |
Koyun postuna bürünmüş kurt olmak. | أن يكون ذئبًا في ثياب الحملان. |
Dökülen süte ağlamak. | البكاء على اللبن المسكوب |
Birinin gözbebeği olmak. | أن تكون قرة عين شخصٍ ما |
Lafı dolandırmak. | يدور حول الموضوع |
Samanlıkta iğne aramak. | أن تكون إبرة في كومة قش. |
Bardağı taşıran son damla olmak. | أن تكون القشة التي قصمت ظهر البعير. |
İki arada bir derede kalmak. | أن تكون بين المطرقة والسندان. |
Olayı daha da güzelleştirmek | أن يكون الكرز على الكعكة. |
Okyanusta bir damla olmak | أن تكون قطرة في البحر |
Dünyanın tuzu olmak. | أن يكون من خيرة الناس. |
İşinin ehli olmak | أن يكون جديرًا بأجره |
Yalancı iz olmak. | أن يكون خدعة لإلهاء الانتباه. |
Beyaz fil olmak. | أن يكون عبئًا باهظ التكلفة ولا جدوى منه. |
Beklenmedik bir kişi olmak | أن يكون مفاجأة |
kırmızı harflerle yazılacak bir gün olmak | أن يكون يومًا لا يُنسى |
suçüstü yakalanmak | أن يُقبَض عليه متلبّسًا |
Kıskançlıktan çatlamak. | أن يغار بشدة |
zararda olmak. | أن يكون مديونًا |
kârda olmak | أن تكون في وضع مالي إيجابي |
Boşa kürek çekmek. | أن يحاول بلا جدوى |
Kırk yılda bir olmak. | نادراً ما يحدث |
beklenmedik bir şekilde olmak | أن يحدث من دون سابق إنذار |
Sadık olmak. | أن يكون وفياً |
Ödlek olmak. | أن يكون جبانًا |
Altın bir fırsat olmak. | أن تكون فرصة ذهبية |
altın değerinde olmak | لا يُقدَّر بثمن |
Altın kural olmak. | أن تكون القاعدة الذهبية. |
Bir umut ışığı olmak. | أن يكون بصيص أمل. |
Altın kaşıkla doğmak. | وُلد وفي فمه ملعقة من فضة. |
Tatlı dilli olmak. | أن يكون فصيحًا |
belirsiz olmak | أن يكون أمراً غامضاً |
İşten çıkarılmak. | أن يُفصل من العمل |
sağlığı yerinde olmak. | في أتمّ الصحة |
Ağdalı, süslü bir üslup olmak. | أن يكون نثراً مزخرفاً مبالغاً فيه |
Düşüncelere dalmak. | غارق في التفكير |
Apaçık olmak | أن يكون بالأبيض والأسود |
Kara listeye alınmak. | أن تُدرَج في القائمة السوداء. |
Sosyal medya. | وسائل التواصل الاجتماعي. |
Sosyal medyada kaydırıyorum. | أتصفح وسائل التواصل الاجتماعي. |
Gönderi viral oldu. | انتشر المنشور. |
Trendleri takip ediyorum. | أنا أتابع الصيحات. |
Meme paylaşıldı. | تمت مشاركة الميم. |
İçerik yayınlıyorum. | أنا أبث محتوى. |
Influencer ürünü tanıttı. | المؤثر روّج للمنتج. |
İçerik üretiyorum. | أنا أصنع محتوى. |
Hashtag trendteydi. | الهاشتاغ كان رائجًا. |
Toplulukla etkileşimde bulunuyorum. | أنا أتفاعل مع المجتمع. |
Dijital kültür evriliyor. | الثقافة الرقمية تتطور. |
Modern ifadeler kullanıyorum. | أنا أستخدم تعابير حديثة. |
Pop kültür göndermesi yapıldı. | تمت الإشارة إلى مرجع في الثقافة الشعبية. |
Güncel gelişmelerden haberdarım. | أنا على دراية بالأحداث الجارية. |
Güncel argo kullanılıyor. | تُستخدم العامية المعاصرة. |
Günümüz diline uyum sağlıyorum. | أنا أتكيف مع اللغة الحديثة. |
Kültürel fenomen ortaya çıktı. | ظهرت الظاهرة الثقافية. |
Pop kültürünü takip ediyorum. | أنا أتابع الثقافة الشعبية. |
Modern ifade popüler oldu. | التعبير الحديث انتشر. |
Çağdaş kelime dağarcığı kullanıyorum. | أنا أستخدم مفردات معاصرة. |
Kültürel değişim gerçekleşti. | حدث التحول الثقافي. |
Çağdaş kültürle ilgileniyorum. | أتفاعل مع الثقافة المعاصرة. |
Koşmak. | الجري |
Trend kısa ömürlüydü. | كان الاتجاه قصير الأمد. |
Kültürel değişikliklerin farkındayım. | أنا على علم بالتغيرات الثقافية. |
Çağdaş referans anlaşıldı. | تم فهم المرجع المعاصر. |
Mühendislik | الهندسة |
Tasarım. | تصميم |
Prototip | نموذج أولي |
Mühendislik projesi tamamlandı. | تم إكمال المشروع الهندسي. |
Tasarım yenilikçiydi. | كان التصميم مبتكرًا. |
Prototip test edildi. | اختُبر النموذج الأولي. |
Teknik şartnameler karşılandı. | تم استيفاء المواصفات الفنية. |
Mühendislik çözümü verimliydi. | كان الحل الهندسي فعالًا. |
Teknik dokümantasyon kapsamlıydı. | كانت الوثائق الفنية شاملة. |
Mühendislik ekibi işbirliği yaptı. | تعاون فريق الهندسة. |
Tasarım süreci iteratifti. | كانت عملية التصميم تكرارية. |
Teknik gereksinimler analiz edildi. | تم تحليل المتطلبات الفنية. |
Mühendislik yeniliği patentlendi. | حصل الابتكار الهندسي على براءة اختراع. |
Teknik uygulanabilirlik değerlendirildi. | تم تقييم الجدوى الفنية. |
Mühendislik standartlarına uyuldu. | تم الالتزام بالمعايير الهندسية. |
Tasarım optimizasyonu performansı iyileştirdi. | أدى تحسين التصميم إلى تحسّن الأداء. |
Teknik uygulama başarıyla gerçekleştirildi. | كان التنفيذ الفني ناجحًا. |
Mühendislik metodolojisi sistematikti. | كانت المنهجية الهندسية نظامية. |
Teknik analiz ayrıntılıydı. | التحليل التقني كان مفصلاً. |
Mühendislik çözümü sürdürülebilirdi. | كان الحل الهندسي مستدامًا. |
Teknik ilerleme önemliydi. | كان التقدم التقني ملحوظًا. |
Mühendislik tasarımı doğrulandı. | تم التحقق من صحة التصميم الهندسي. |
Teknik uzmanlık gösterildi. | تم إظهار الخبرة التقنية. |
Mühendislik projesi etkili bir şekilde yönetildi. | تمت إدارة المشروع الهندسي بفعالية. |
Teknik yenilik çığır açıcıydı. | كان الابتكار التقني ثورياً. |
Mühendislik yaklaşımı çok disiplinliydi. | كان النهج الهندسي متعدد التخصصات. |
Teknik çözüm ölçeklenebilirdi. | كان الحل التقني قابلاً للتوسع. |
Mühendislik kalitesi güvence altına alındı. | تم ضمان الجودة الهندسية. |
Teknik gelişme hızlandırıldı. | تم تسريع التطور التقني. |
Mühendislik mükemmeliyeti tanındı. | تم الاعتراف بالتميّز الهندسي. |
Hanımefendiler ve beyefendiler. | السيدات والسادة |
Onur duyarım. | يشرفني أن... |
Büyük bir memnuniyetle. | يسرني جدًا أن |
İfade etmek isterim. | أود أن أعرب. |
namına | بالنيابة عن |
Burada bulunmaktan onur duyuyorum. | يشرفني أن أكون هنا. |
…mek bir ayrıcalıktır. | إنه لمن دواعي الشرف أن |
Bunu belirtmek isterim. | أود أن أقرّ |
Tanıştırmama izin veriniz. | اسمح لي أن أقدّم. |
Duyurmaktan memnuniyet duyarım. | يسعدني أن أعلن. |
Bana büyük bir memnuniyet vermektedir. | يسعدني كثيرًا أن |
Uzatma talebinde bulunmak istiyorum. | أود أن أقدّم. |
Bu vesileyle. | في هذه المناسبة. |
Memnuniyet duyarım. | يسعدني أن. |
Memnuniyet duyarım. | يسرني أن. |
Bu fırsatı değerlendirmek isterim. | أود أن أغتنم هذه الفرصة. |
İzninizle ifade edeyim. | اسمحوا لي أن أعبر. |
Müteşekkirim. | أنا ممتن لـ. |
Derin bir şükranla | إنه لمن دواعي الامتنان العميق أن |
İletmek isterim. | أود أن أنقل. |
Devrim. | ثورة |
Fransız Devrimi. | الثورة الفرنسية |
Bastille. | الباستيل. |
Aydınlanma. | عصر التنوير. |
Orta Çağ. | العصور الوسطى. |
Rönesans. | عصر النهضة. |
Monarşi devrildi. | أُطيحَ بالنظام الملكي. |
Cumhuriyet kuruldu. | تأسست الجمهورية. |
Tarihsel dönem kültürü etkiledi. | الفترة التاريخية أثرت على الثقافة. |
Tarihi olay toplumu şekillendirdi. | شكّل الحدث التاريخي المجتمع. |
Kültürel miras korundu. | تم الحفاظ على التراث الثقافي. |
Tarihi şahsiyet etkiliydi. | كانت الشخصية التاريخية مؤثرة. |
Döneme özgü dil kullanıldı. | استُخدمت لغة خاصة بالفترة. |
Tarihsel bağlam önemlidir. | السياق التاريخي مهم. |
Kültür tarihi incelendi. | دُرِسَ التاريخ الثقافي. |
Tarihsel referans yapıldı. | تمت الإشارة التاريخية. |
Dönem ... ile karakterize edildi. | تميّزت الفترة بـ. |
Tarihi önemi tanındı. | تم الاعتراف بالأهمية التاريخية. |
Kültürel hareket ortaya çıktı. | ظهرت الحركة الثقافية. |
Tarihi miras devam ediyor. | الإرث التاريخي يدوم. |
Bu dönem bir dönüm noktasını işaret etti. | شكّلت تلك الفترة نقطة تحوّل. |
Tarihsel anlatı yazıldı. | كُتِبَ السرد التاريخي. |
Kültürel gelenek kuşaktan kuşağa aktarıldı. | نُقِلَ التقليد الثقافي. |
Tarihsel bakış açısı analiz edildi. | تم تحليل المنظور التاريخي. |
Dönem modern düşünceyi etkiledi. | أثرت الفترة على الفكر الحديث. |
Mahkeme. | محكمة |
Hakim. | قاضي |
Avukat | محامي |
Mahkeme davayı dinledi. | نظرت المحكمة في القضية. |
Hakim kararını verdi. | أصدر القاضي قرارًا. |
Avukat argümanını sundu. | قدّم المحامي الحجة. |
Hukuk sistemi adaleti sağlar. | يضمن النظام القانوني العدالة. |
Dava adil bir şekilde yürütüldü. | أُجريت المحاكمة بنزاهة. |
Deliller sunuldu. | تم تقديم الأدلة. |
Tanık ifade verdi. | أدلى الشاهد بشهادته. |
Jüri müzakere etti. | تدارست هيئة المحلفين. |
Karar açıklandı. | أُعلن الحكم. |
Hüküm açıklandı. | تم النطق بالحكم. |
Temyiz başvurusu yapıldı. | تم تقديم الاستئناف. |
Hukuki emsal oluşturuldu. | تَأَسَّسَ السَّابِقُ القَضَائِيُّ. |
Anayasal hak korundu. | تمت حماية الحق الدستوري. |
Yasal prosedüre uyuldu. | تم اتباع الإجراءات القانونية. |
Adalet sistemi bağımsız olarak işler. | يعمل نظام العدالة بشكل مستقل. |
Hukuki çerçeve hakları korur. | الإطار القانوني يحمي الحقوق. |
Mahkeme emri verildi. | صدر أمر المحكمة. |
Hukuki temsil sağlandı. | تم توفير التمثيل القانوني. |
Dava reddedildi. | تم رفض الدعوى. |
Hukuki çareye başvuruldu. | تم السعي للحصول على الإنصاف القانوني. |
Adalet yerini buldu. | تحققت العدالة. |
Hukuki uyuşmazlık çözüldü. | تم حل النزاع القانوني. |
Mahkeme süreci şeffaftı. | كانت إجراءات المحكمة شفافة. |
Hukuki ilke uygulandı. | طُبِّق المبدأ القانوني. |
Yargı denetimi yapıldı. | أُجريت المراجعة القضائية. |
Hukuki koruma verildi. | تم منح الحماية القانونية. |
Adalet sistemi hakkaniyeti sağlar. | يضمن نظام العدالة الإنصاف. |
Yasal yükümlülük yerine getirildi. | تم الوفاء بالالتزام القانوني. |
Mahkemenin yargı yetkisi tesis edildi. | تم تحديد اختصاص المحكمة. |
Hukuki argüman ikna ediciydi. | الحجة القانونية كانت مقنعة. |
Adalet tarafsızdı. | كانت العدالة محايدة. |
Hukuk sistemi evrildi. | تطوّر النظام القانوني. |
Mahkemenin kararı nihaiydi. | كان قرار المحكمة نهائياً. |
Yasal haklar uygulandı. | تم تنفيذ الحقوق القانونية. |
Adalet süreci kapsamlıydı. | كانت عملية العدالة شاملة. |
Hukuki çerçeve kapsamlıydı. | كان الإطار القانوني شاملاً. |
Kanun. | قانون |
Yasal. | قانوني. |
Sözleşme | عقد |
Sözleşmeyi imzaladım. | وقعت العقد. |
Kanun yürürlüğe konuldu. | صدر القانون. |
Hukuki belge incelenmiştir. | تمت مراجعة المستند القانوني. |
Sözleşme bağlayıcıdır. | الاتفاق ملزم. |
Hüküm şartları belirler. | البند يحدد الشروط. |
Hukuki işlem başlatıldı. | تم الشروع في الإجراء القانوني. |
Mahkeme bir hüküm verdi. | أصدرت المحكمة حكمًا. |
Hukuk müşaviri tavsiyede bulundu. | نصح المستشار القانوني. |
Kanun değiştirildi. | تم تعديل القانون. |
Düzenleme yürürlüğe konuldu. | تم تطبيق اللائحة. |
Hukuki çerçeve düzenler. | الإطار القانوني ينظم. |
Resmi belge noter tarafından tasdik edildi. | تم توثيق الوثيقة الرسمية. |
Bürokratik prosedür karmaşıktır. | الإجراء البيروقراطي معقد. |
İdari form sunuldu. | تم تقديم النموذج الإداري. |
Resmi tebligat yapılmıştır. | صدر الإشعار الرسمي. |
Tüzel kişi kuruldu. | تم إنشاء الكيان القانوني. |
Uyumluluk gerekliliği karşılanmıştır. | تم استيفاء متطلبات الامتثال. |
Hukuki emsal gösterildi. | تم الاستشهاد بسابقة قضائية. |
Mahkeme kararı temyiz edildi. | تم استئناف القرار القضائي. |