Endişeliyim. | أنا قلق. |
Özgürlük | الحرية |
Adalet | العدالة |
Eşitlik | المساواة |
Demokrasi | الديمقراطية |
Hakikat. | الحقيقة |
Güzellik | جمال |
Bilgelik | حكمة |
Cesaret. | الشجاعة. |
Özgürlük esastır. | الحرية أساسية. |
Adalet yerini bulmalı. | يجب أن تتحقق العدالة. |
Eşitlik için mücadele ediyoruz. | نحن نقاتل من أجل المساواة. |
Demokrasi katılım gerektirir | الديمقراطية تتطلب المشاركة. |
Gerçek önemlidir. | الحقيقة مهمة. |
Güzellik özneldir. | الجمال نسبي. |
Bilgelik deneyimle gelir. | الحكمة تأتي مع الخبرة. |
Cesaret takdire şayandır. | الشجاعة جديرة بالإعجاب. |
Özgürlüğe değer veriyoruz. | نحن نُقدّر الحرية. |
Adalet kavramı. | مفهوم العدالة. |
Eşitlik bir haktır. | المساواة حق. |
Demokrasi kırılgandır. | الديمقراطية هشة. |
Gerçeği arıyoruz. | نحن نبحث عن الحقيقة. |
Güzellik bize ilham verir. | الجمال يلهمنا. |
Bilgelik kararları yönlendirir. | الحكمة تهدي القرارات. |
Cesaret korkuyu yener. | الشجاعة تتغلب على الخوف. |
İfade özgürlüğü. | حرية التعبير |
Sosyal adalet. | العدالة الاجتماعية. |
Cinsiyet eşitliği. | المساواة بين الجنسين. |
Demokratik değerler. | القيم الديمقراطية. |
Mutlak gerçek. | الحقيقة المطلقة. |
İç güzellik. | الجمال الداخلي. |
Araştırmaya göre. | وفقًا للأبحاث. |
Bulgulara dayanarak. | استنادًا إلى النتائج. |
Kanıtlar göstermektedir. | تشير الأدلة إلى ذلك. |
Böyle iddia edilebilir. | يمكن القول إنّ |
Şöyle iddia edilebilir ki. | قد يجادل البعض بأن. |
Şunu belirtmek gerekir ki. | من الجدير بالذكر أن. |
Vurgulanmalıdır ki. | يجب التأكيد على أن |
Bunu kabul etmek önemlidir. | من المهم الاعتراف. |
Bu, şu soruyu gündeme getirir. | هذا يطرح تساؤلاً حول |
Bunun olup olmadığı henüz belli değildir. | يبقى أن نرى ما إذا |
Çalışma göstermektedir. | تُظهر الدراسة. |
Veriler göstermektedir. | تشير البيانات. |
Sonuçlar ortaya koymaktadır. | تُظْهِرُ النتائج. |
Analiz gösteriyor. | يُظهر التحليل. |
Görünmektedir ki. | يبدو أن |
Muhtemel görünmektedir ki. | يبدو معقولًا أن. |
İnanmak için gerekçe vardır. | هناك ما يدعو إلى الاعتقاد |
Düşünülebilir ki. | يمكن تصوّر أن |
Belli bir ölçüde. | إلى حدٍ ما. |
Bu bağlamda. | في هذا السياق. |
İle ilgili olarak. | فيما يتعلق بـ. |
Açısından. | من حيث |
ile ilgili olarak. | فيما يتعلق بـ |
ışığında | في ضوء |
Göz önüne alındığında. | بالنظر إلى أن |
şartıyla. | بشرط أن |
Farz edersek | على افتراض أن |
Buna rağmen. | مع ذلك. |
Her ne kadar | مع أنّ |
Nostaljik. | حنين إلى الماضي |
Melankolik. | شَجِين |
Euforik. | منتشٍ |
kayıtsız | غير مبالٍ |
Nostaljik hissediyorum. | أشعر بالحنين إلى الماضي. |
O melankolik. | هي كئيبة. |
O coşkuyla doluydu. | كان في نشوة. |
Kayıtsız hissediyorum. | أشعر باللامبالاة. |
Bunalmış hissediyorum. | أنا مغلوب على أمري. |
O memnun. | هي راضية. |
Kendini tatmin olmuş hissediyor. | هو يشعر بالرضا. |
O huzurlu. | هي هادئة. |
Kendini çelişkili hissediyor. | يشعر بصراع داخلي. |
Coşkuyla doluyum. | أنا مسرور للغاية. |
O umutsuzluğa kapılmış. | هي يائسة. |
O ikircikli hissediyor. | هو يشعر بمشاعر متضاربة. |
Çok coşkuluyum. | أنا في قمة الابتهاج. |
O düşünceli. | هي متأملة. |
Kendini savunmasız hissediyor. | هو يشعر بالضعف. |
Dayanıklıyım. | أنا قادر على الصمود. |
O empatik. | هي متعاطفة. |
Kendini güçlü hissediyor. | يشعر بالتمكين. |
İçe dönüküm. | أنا متأمل |
O tutkulu. | هي شغوفة. |
O kendini özgür hissediyor. | هو يشعر بالتحرر. |
Düşünceliyim. | أنا متأمّل. |
O düşünceli. | هي متأملة. |
İlham dolu hissediyor. | هو يشعر بالإلهام. |
Huzurluyum. | أنا في سلام. |
Altın kalpli olmak. | أن يكون له قلب من ذهب |
Dört köşe olmak. | أن تكون في قمة السعادة. |
Bir taşla iki kuş vurmak. | ضرب عصفورين بحجر واحد |
Top artık sende. | الكرة في ملعبك |
Birinin yerinde olmak. | أن تكون في مكان شخص ما |
Lafı tam yerinde söylemek. | أن يصيب في الصميم |
Geç olsun, güç olmasın. | أن تأتي متأخراً خير من ألا تأتي أبداً. |
Bir kitabı kapağına göre yargılama. | لا تحكم على الكتاب من غلافه. |
Her şerde bir hayır vardır. | لكل سحابةٍ جانبٌ مشرق |
Eylemler sözlerden daha etkilidir. | الأفعال أبلغ من الأقوال. |
Buzları eritmek. | كسر الجليد |
Çocuk oyuncağı olmak. | أن يكون أمراً سهلاً للغاية. |
Çok pahalıya mal olmak. | أن يكلف ثروة |
Kulak kesilmek. | أن تكون منصتًا تمامًا |
Kırk yılda bir. | نادراً ما يحدث |
Baklayı ağzından çıkarmak | يفشي السر |
Arı gibi meşgul olmak. | مشغول كالنحلة. |
Bitki yetiştirmede usta olmak. | ماهر في العناية بالنباتات |
Aynı gemide olmak. | أن نكون في نفس القارب |
görmezden gelmek | يغض الطرف عن |
dişini sıkmak | يبتلع الطعم المر |
Gece geç saatlere kadar çalışmak | يسهر حتى الفجر |
Bugünlük bu kadar. | أن نُنهي العمل لهذا اليوم. |
Kolaya kaçmak. | يختصر الطريق. |
İşi başlatmak. | لِبَدْءِ الأُمورِ |
Elinden gelenin fazlasını yapmak | يبذل جهداً إضافياً |
Kitaplara gömülmek. | أن يذاكر بجد |
Başını dik tutmak | حافظ على رأسك مرفوعًا |
İşin inceliklerini öğrenmek. | يتعلم خفايا العمل |
geçimini sağlamak | أن يكسب ما يكفي لتغطية نفقاته |
birisiyle dalga geçmek | يمزح مع شخص ما |
aynı fikirde olmak | أن يتفقا في الرأي |
iki arada bir derede kalmak | أن يبقى على الحياد |
Ağzından kaçırmak. | يفشي السرّ |
şüpheyle karşılamak | أن تأخذ الأمر بحبة ملح |
Havlu atmak. | أن يستسلم |
kafasını bir şeye yormak | أن يستوعب الأمر |
Domuzlar uçtuğunda. | يوم القيامة. |
Odadaki fil. | الفيل في الغرفة. |
Bahsettiğim kitap. | الكتاب الذي تحدثت عنه. |
Yazdığım kişi. | الشخص الذي كتبت إليه. |
İçinde yaşadığımız ev. | البيت الذي سكنّا فيه. |
Ayrıldığı sebep. | السبب الذي من أجله غادر |
Onu nasıl çözdüğü. | الطريقة التي حلت بها. |
Her şeyin değiştiği an. | اللحظة التي تغير فيها كل شيء. |
geldikleri ülke | البلد الذي جاؤوا منه. |
Başarmamızı sağlayan yöntem. | الطريقة التي نجحنا بها. |
Onun gerçekleştiği dönem. | الفترة التي حدثت خلالها. |
Durduğumuz nokta. | النقطة التي توقفنا عندها. |
önemli olduğu ölçü | المدى الذي يهمّ. |
Anladığı derece | الدرجة التي فهمها. |
İletişim kurmamızı sağlayan araçlar. | الوسائل التي نتواصل بها. |
Yaratıldığı amaç. | الغرض الذي خُلِق من أجله. |
Gerçekleştiği koşullar. | الظروف التي حدثت فيها |
Çalıştığımız koşullar. | الظروف التي عملنا فيها. |
Geldiğimiz zaman. | الوقت الذي وصلنا فيه. |
Buluştuğumuz yer. | المكان الذي التقينا فيه. |
Bunu yapmasının nedeni. | السبب الذي دفعه إلى فعل ذلك. |
Onun bunu açıkladığı şekilde. | الطريقة التي شرحت بها ذلك. |
Sanat. | فن |
Resim | الرسم |
Edebiyat | الأدب |
Tiyatro. | مسرح |
Müze | متحف |
Sanatı seviyorum. | أحب الفن. |
Tablo güzel. | اللوحة جميلة. |
Edebiyat okuruz. | نحن نقرأ الأدب. |
Tiyatroya gidiyorum. | أنا ذاهب إلى المسرح. |
Müzeyi ziyaret ettik. | زرنا المتحف. |
Sanatçı bir başyapıt yarattı. | أبدع الفنان تحفة فنية. |
Sanat tarihi okuyorum. | أدرس تاريخ الفن. |
Sergi etkileyiciydi. | كان المعرض رائعًا. |
Bir konsere katıldık. | حضرنا حفلة موسيقية. |
Performans olağanüstüydü. | كان العرض رائعًا. |
Bir roman yazıyorum. | أنا أكتب رواية. |
Şiir yayımlandı. | نُشِرَت القصيدة. |
Kültüre değer veriyoruz. | نحن نقدّر الثقافة. |
Heykel modern. | المنحوتة عصرية. |
Sanat akımlarını öğreniyorum. | أتعلم عن الحركات الفنية. |
Galeri açıldı. | افتتح المعرض. |
Eseri tartıştık. | ناقشنا العمل الفني. |
Tarzı benzersiz. | الأسلوب فريد. |
Sanattan ilham alıyorum. | أنا مُلهَمٌ بالفن. |
Kültürel etkinlik başarılı geçti. | كان الحدث الثقافي ناجحًا. |
Kültürel mirası koruyoruz. | نحافظ على التراث. |
Gelenek devam ediyor. | يستمر التقليد. |
Farklı kültürleri keşfediyorum. | أنا أستكشف ثقافات مختلفة. |
Festival kutlandı. | تم الاحتفال بالمهرجان. |
Sanatsal ifadeye değer veriyoruz. | نحن نُقدّر التعبير الفني. |
Şirket | شركة |
İşletme | الأعمال |
Toplantı | اجتماع |
Sözleşme. | عقد |
Yatırım | الاستثمار |
kâr | الربح |
Zarar | خسارة |
Banka hesabı. | حساب بنكي |
Kredi | قرض |
Faiz oranı | معدل الفائدة |
İş toplantım var. | لدي اجتماع عمل. |
Sözleşmeyi imzalamamız gerekiyor. | نحتاج إلى التوقيع على العقد. |
Şirket kâr etti. | حققت الشركة ربحًا. |
Banka hesabı açtım. | فتحت حسابًا بنكيًا. |
Kredi için başvurduk. | قدّمنا طلبًا للحصول على قرض. |
Faiz oranı yüksek. | سعر الفائدة مرتفع. |
Satışları artırmamız gerekiyor. | نحن بحاجة إلى زيادة المبيعات. |
Piyasa rekabetçi. | السوق تنافسية. |
Yeni bir ürün piyasaya sürdük. | أطلقنا منتجًا جديدًا. |
Bütçe onaylandı. | تمت الموافقة على الميزانية. |
Bakiyeyi kontrol etmem gerekiyor. | أحتاج إلى التحقق من الرصيد. |
Fiyatı müzakere ediyoruz. | نحن نتفاوض على السعر. |
Anlaşma kapatıldı. | تم إبرام الصفقة. |
Bir ortaklığımız var. | لدينا شراكة. |
Hisse senedi fiyatı arttı. | ارتفع سعر السهم. |
Maliyetleri azaltmamız gerekiyor. | نحتاج إلى خفض التكاليف. |
Fatura gönderildi. | أُرسلت الفاتورة. |
Ödemeyi aldık. | لقد استلمنا الدفعة. |
Mali rapor hazır. | التقرير المالي جاهز. |
İşletmeyi genişletiyoruz. | نحن نوسع عملنا. |
Birleşme duyuruldu. | تم الإعلان عن الاندماج. |
Verileri analiz etmemiz gerekiyor. | نحتاج إلى تحليل البيانات. |
Strateji tartışıldı. | تمت مناقشة الاستراتيجية. |
Hedeflerimize ulaştık. | حققنا أهدافنا. |
Çeyreklik sonuçlar olumlu. | النتائج الفصلية إيجابية. |
Verimliliği artırmamız gerekiyor. | نحتاج إلى تحسين الكفاءة. |
Müşteri memnun. | العميل راضٍ. |
Yatırımcı arıyoruz. | نحن نبحث عن مستثمرين. |
İş planı sunuldu. | عُرضت خطة العمل. |
Yağmur yağıyor olmasına rağmen dışarı çıktık. | على الرغم من أنّه كان يمطر، خرجنا. |
Yorgun olmasına rağmen o devam ediyor. | على الرغم من أنه متعب، يستمر. |
Ne kadar zor olursa olsun, denemeliyiz. | مهما كان الأمر صعبًا، يجب أن نحاول. |
Ne kadar çok çalışırsan, o kadar çok öğrenirsin. | كلما تدرس أكثر، تتعلم أكثر. |
Ne kadar az uyursan, o kadar yorgun olursun. | كلما نمت أقل، كنتَ أكثر تعبًا. |
Sadece geç gelmekle kalmadı, bir de unutmuştu. | لم يصل متأخراً فحسب، بل نسي أيضاً. |
İster hoşuna gitsin ister gitmesin, bunu yapmak zorundasın. | سواء أعجبك ذلك أم لا، يجب عليك أن تفعل ذلك. |
Varır varmaz aradım. | بمجرد أن وصلتُ، اتصلتُ. |
Çalıştığın sürece başarılı olacaksın. | طالما أنك تدرس، ستنجح. |
Ödeme yapmanız şartıyla girebilirsiniz. | بشرط أن تدفع، يمكنك الدخول. |
Yağmur yağarsa, bir şemsiye getir. | إذا أمطرت، أحضر مظلة. |
Burada olduğuna göre, konuşalım. | بما أنك هنا، فلنتحدث. |
Geç olduğunu göz önünde bulundurursak, gitmeliyiz. | بما أنه متأخر، يجب أن نغادر. |
O kahveyi tercih ederken, o çayı tercih eder. | بينما هو يفضّل القهوة، هي تفضّل الشاي. |
Ben okurken o yemek yapıyordu. | بينما كنت أقرأ، كانت تطبخ. |
Daha yeni gelmiştim ki yağmur yağmaya başladı. | ما إن وصلت حتى بدأ المطر. |
O daha yeni bitirmişti ki telefon çaldı. | ما إن أنهت حتى رن الهاتف. |
Sadece Fransızca konuşmakla kalmaz, aynı zamanda Fransızca da yazar. | لا يكتفي بالتحدث بالفرنسية فحسب، بل يكتبها أيضًا. |
Sorun o kadar karmaşıktı ki hiç kimse çözemedi. | كانت المشكلة معقّدة إلى درجة أن لا أحد استطاع حلّها. |
Öyle bir etkiydi ki herkes fark etti. | كان التأثير شديدًا لدرجة أن الجميع لاحظه. |
Böylesine bir özveriyi nadiren gördüm. | نادراً ما رأيتُ مثل هذا الإخلاص. |
Başlarına gelecekleri bilmiyorlardı. | لم يكن لديهم أدنى فكرة عما كان قادماً. |
Sadece anladığında öğretebilirsin. | لا يمكنك أن تدرّس إلا عندما تفهم. |
O açıklayana kadar anlamadım. | لم أفهم إلا بعد أن شرح لي. |
Hiçbir koşulda pes etmemelisin. | تحت أي ظرف من الظروف، يجب عليك ألا تستسلم. |
Bu asla tekrarlanmamalıdır. | لا يجوز بأي حال أن يتكرر هذا. |
Bu hiçbir şekilde sonucu etkilemez. | هذا لا يؤثر على النتيجة بأي حال من الأحوال. |
Karışıklığı önlemek için açıklayayım. | حتى لا يحدث التباس، دعني أوضح. |
Herkesin anlaması için açıklayacağım. | لكي يفهم الجميع، سأشرح. |
Gitmiş olurdum. | كنت سأذهب. |
Yemiş olurdun. | كنت ستأكل. |
Gelmiş olurdu. | لَكانَ قَدْ أَتَى. |
O gitmiş olurdu. | كانت ستغادر. |
Görmüş olurduk | كنا سنرى. |
Eğer bilseydim, gelmiş olurdum. | لو كنت قد علمتُ، لأتيتُ. |
Eğer çalışmış olsaydın, geçmiş olurdun. | لو كنت قد درستَ لنجحتَ. |
Eğer beni aramış olsaydı, cevap vermiş olurdum. | لو كان قد اتصل بي، لكنت قد أجبتُ. |
Daha erken ayrılmış olsaydık, zamanında varmış olurduk. | لو كنا قد غادرنا مبكرًا، لكنا قد وصلنا في الوقت المناسب. |
Eğer o sormuş olsaydı, yardım etmiş olurdum. | لو كانت قد سألت، لَكُنتُ قد ساعدتها. |
Param olsaydı onu almış olurdum. | لو كان لدي مال، لاشتريته. |
Eğer zamanımız olsaydı Fransa'yı ziyaret etmiş olurduk. | لو كان لدينا وقت لزرنا فرنسا. |
Senin yerinde olsaydım, reddetmiş olurdum. | لو كنتُ مكانك، لرفضتُ. |
Eğer yağmur yağmış olsaydı, evde kalırdık. | لو أمطرت، لكنا بقينا في البيت. |
Daha çok çabalasaydım başarılı olurdum. | لو كنت قد حاولتُ بجهدٍ أكبر، لَكُنتُ قد نَجَحتُ. |
Açıklamış olsaydık, anlamış olurlardı. | كانوا قد فهموا لو كنا قد شرحنا. |
Eğer onu görmüş olsaydım, ona söylemiş olurdum. | لو كنت قد رأيته لأخبرته. |
Eğer aramış olsaydın, o mutlu olmuş olurdu. | كانت ستكون سعيدة لو اتصلتَ. |
Daha iyi oynamış olsaydık, kazanmış olurduk. | كنا سنفوز لو لعبنا بشكلٍ أفضل. |
Eğer zamanında gelmiş olsalardı, başlamış olurduk. | لو كانوا قد وصلوا في الموعد، لكنا قد بدأنا. |
Daha fazla teklif etmiş olsalardı kabul ederdim. | لو كانوا قد عرضوا أكثر لكنت قبلت. |
Daha fazla zamanı olsaydı bitirmiş olurdu. | لو كان لديه وقت أكثر لكان قد أنهى. |
Gerçeği bilmiş olsaydım, farklı davranmış olurdum. | لو كنت قد علمتُ بالحقيقة، لتصرّفتُ بشكل مختلف. |
Gelseydin, bundan zevk almış olurdun. | كنت ستستمتع به لو أنك قد أتيت. |
Ayrıca. | علاوة على ذلك. |
Ayrıca. | علاوة على ذلك. |
Ayrıca. | بالإضافة إلى ذلك. |
Ayrıca. | بالإضافة إلى ذلك. |
Buna rağmen. | ومع ذلك. |
Yine de. | مع ذلك |
Ancak. | مع ذلك. |
Öte yandan. | من ناحية أخرى. |
Buna karşılık. | بالمقابل. |
Buna karşın. | على النقيض. |
Bu nedenle. | لذلك. |
Sonuç olarak. | وبالتالي. |
Sonuç olarak. | نتيجة لذلك. |
Dolayısıyla. | لذلك |
Böylece. | لذلك. |
Buna göre. | بناءً على ذلك. |
Örneğin. | على سبيل المثال. |
Örneğin. | على سبيل المثال. |
Yani. | أي |
Başka bir deyişle. | بمعنى آخر. |
Yani. | بمعنى آخر. |
Başka bir deyişle. | بعبارة أخرى. |
Özetle. | باختصار. |
Sonuç olarak. | في الختام. |
Sonuç olarak. | في الختام. |
Özetle. | خلاصة القول. |
Her şey düşünüldüğünde. | في المجمل |
Genel olarak. | بشكل عام |
Özünde. | في الجوهر. |
Üniversite | جامعة |
Öğrenci. | طالب |
Profesör. | أستاذ |
Derece. | درجة علمية |
Tez. | أطروحة |
Araştırma. | بحث |
Üniversitede okuyorum. | أنا أدرس في الجامعة. |
Tezini yazıyor. | هي تكتب أطروحتها. |
Araştırma yapıyoruz. | نحن نجري بحثًا. |
Profesör bir ders verdi. | ألقى الأستاذ محاضرة. |
Bir kompozisyon yazmam gerekiyor. | أحتاج أن أكتب مقالا. |
Sınav gelecek hafta. | الامتحان الأسبوع المقبل. |
Sınavı geçtim. | نجحت في الاختبار. |
O diplomasını aldı. | حصلت على شهادتها. |
Seminere katıldık. | حضرنا الندوة. |
Kütüphane açık. | المكتبة مفتوحة. |
Bir ders alıyorum. | أنا مسجّل في مقرر. |
Ödev yarın teslim edilecek. | الواجب مستحق غدًا. |
Konuyu tartıştık. | ناقشنا الموضوع. |
Akademik yıl Eylül ayında başlar. | يبدأ العام الدراسي في شهر سبتمبر. |
Edebiyat okuyorum. | أنا أتخصص في الأدب. |
O doktora yapıyor. | هي تدرس للحصول على درجة الدكتوراه. |
Kaynaklarımızı belirtmemiz gerekiyor. | نحتاج إلى الاستشهاد بمصادرنا. |
Kaynakça gereklidir. | قائمة المراجع مطلوبة. |
Sözlü sınava hazırlanıyorum. | أنا أستعد للامتحان الشفوي. |
Not mükemmeldi. | كانت الدرجة ممتازة. |
Birlikte ders çalıştık. | درسنا معًا. |
Müfredat kapsamlıdır. | المنهج شامل. |
Fransızca öğreniyorum. | أنا أتعلم الفرنسية. |
Burs verildi. | مُنحت المنحة. |
Merhaba. | مرحبًا. |
Selam. | هاي. |
Hoşça kalın. | وداعاً |
Görüşürüz. | باي |
Çok teşekkür ederim. | شكراً جزيلاً لكم. |
Çok sağ ol. | شكراً كتير. |
İsterim. | أود |
İstiyorum. | بدي. |
Rica eder misiniz? | هل يمكنك من فضلك؟ |
Yapabilir misin? | تقدر؟ |
Sizinle tanıştığıma memnun oldum. | تشرفت بلقائك. |
Memnun oldum. | سعدت بلقائك |
Özür dilerim. | أعتذر. |
Üzgünüm. | آسف. |
Eğer ... yaparsanız minnettar olurum. | سأكون ممتنًا لو |
Sevinirim | هكون ممنون لو |
Size üzülerek bildirmek isterim. | يؤسفني أن أبلغكم. |
Sana bunu söyleyeceğim için üzgünüm. | آسف أقول لك. |
Sizden haber almayı bekliyorum. | أتطلع إلى سماع ردكم. |
Senden haber bekliyorum. | أتمنى أسمع منك. |
Yemek yerken okurum. | بينما آكل، أقرأ. |
Yürürken düşünüyorum. | أثناء المشي، أفكر. |
Beklerken aradım. | أثناء الانتظار، اتصلت. |
Çalışarak öğreneceksiniz. | بالدراسة، ستتعلم. |
Sıkı çalışarak başardı. | من خلال العمل الجاد، نجح. |
Hiçbir şey söylemeden ayrıldı. | دون أن تقول شيئًا، غادرت. |
Bitirdikten sonra ayrıldık. | بعد الانتهاء، غادرنا. |
Ayrılmadan önce veda et. | قبل المغادرة، قل وداعًا. |
Konuşurken jest yaptı. | أثناء حديثه، أشار. |
Daha fazla okuyarak gelişirsiniz. | من خلال قراءة المزيد، تتحسن. |
Müzik dinlerken çalışıyorum. | أعمل أثناء الاستماع إلى الموسيقى. |
Düşünmeden cevap verdi. | بدون تفكير، أجاب. |
Yemek yedikten sonra dışarı çıktık. | بعد أن أكلنا خرجنا. |
Her gün pratik yaparak gelişti. | بالممارسة اليومية، تحسنت. |
Seyahat ederken çok şey öğrendim. | أثناء السفر تعلمت الكثير. |
Vardığında, ailesini aradı. | عند وصوله اتصل بأسرته. |
Haberi duyunca, ağladı. | عند سماع الأخبار، بكت. |
Şikayet etmek yerine bir şey yap. | بدلاً من الشكوى، افعل شيئًا. |
Çalışmasının yanı sıra ders de çalışıyor. | بالإضافة إلى عمله، يدرس أيضاً. |
Yorgun olmasına rağmen, o devam etti. | على الرغم من كونها متعبة، واصلت. |
Talimatları takip ederek başarılı olacaksınız. | باتباع التعليمات، ستنجح. |
Farkına varmadan zaman geçti. | دون أن ندرك ذلك، مرّ الوقت. |
Bunu tartıştıktan sonra karar verdik. | بعد أن ناقشنا الأمر، قررنا. |
Karar vermeden önce dikkatlice düşün. | قبل اتخاذ قرار، فكر بعناية. |
Seçenekleri değerlendirirken tereddüt etti. | أثناء تفكيره في الخيارات، تردّد. |
Detaylara odaklanarak kaliteyi artırırsınız. | من خلال التركيز على التفاصيل، تحسّن الجودة. |
Gerçekleri bilmeden yargılayamayız. | بدون معرفة الحقائق، لا نستطيع أن نحكم. |
Sonuçları görünce şaşırdı. | عند رؤية النتائج، تفاجأ. |
Pes etmek yerine, tekrar dene. | بدلاً من الاستسلام، حاول مرة أخرى. |
dava | دعوى قضائية |
davacı | المدّعي |
Davalı | المدعى عليه |
avukat | محامي |
Avukat | محامي |
Tanıklık. | شهادة |
Delil | الأدلة |
tanık | شاهد |
Jüri. | هيئة المحلفين |
Hüküm | حكم |
Temyiz | استئناف |
Sorumluluk | المسؤولية |
İhmal | الإهمال |
Sözleşme ihlali. | خرق العقد |
uzlaşma | تسوية |
Tazminat. | تعويض |
Tazminat. | تعويضات. |
ihtiyati tedbir | أمر قضائي بالمنع |
mahkeme celbi | استدعاء |
Yeminli ifade | إفادة خطية |
Kanun | قانون. |
Yönetmelik | مرسوم |
yargı yetkisi | الاختصاص القضائي |
hukuki usul | الإجراءات القانونية الواجبة |
Habeas corpus | أمر إحضار |
Suçunu kabul etme anlaşması | اتفاق الاعتراف بالذنب |
Kovuşturma | الملاحقة القضائية |
Savunma. | دفاع. |
Beraat. | البراءة |
Gazeteci. | صحفي |
Makale. | مقال. |
Gazete. | صحيفة |
Televizyon. | التلفزيون |
Her gün gazete okurum. | أقرأ الصحيفة يوميًا. |
Makale yayınlandı. | نُشر المقال. |
Haberleri izliyorum. | أنا أشاهد الأخبار. |
Gazeteci onunla röportaj yaptı. | أجرى الصحفي مقابلة معه. |
Güncel gelişmeleri tartıştık. | ناقشنا الأحداث الجارية. |
Rapor yayınlandı. | أُذيع التقرير. |
Sosyal medyayı takip ediyorum. | أنا أتابع وسائل التواصل الاجتماعي. |
Gönderi viral oldu. | انتشر المنشور على نطاق واسع. |
Bilgiyi paylaştık. | شاركنا المعلومات. |
Yorum silindi. | تم حذف التعليق. |
İçerik üretiyorum. | أنا أنشئ محتوى. |
Video yüklendi. | تم رفع الفيديو. |
Bir kampanya başlattık. | أطلقنا حملة. |
Reklam etkiliydi. | الإعلان كان فعالًا. |
Bir sunum yapıyorum. | أنا أقدّم عرضًا تقديميًا. |
Konuşma ilham vericiydi. | كان الخطاب ملهمًا. |
Mesajı ilettik. | نقلنا الرسالة. |
Basın toplantısı yapıldı. | عُقد المؤتمر الصحفي. |
Bir blog yazısı yazıyorum. | أكتب تدوينة في المدونة. |
Podcast kaydedildi. | تم تسجيل البودكاست. |
Hedef kitleyi analiz ettik. | قمنا بتحليل الجمهور. |
Medya kapsamı genişti. | كانت التغطية الإعلامية واسعة. |
Videoyu düzenliyorum. | أنا أحرر الفيديو. |
Röportaj yapıldı. | تم إجراء المقابلة. |
Haberi yayımladık. | نشرنا القصة. |
Manşet dikkat çekiciydi. | كان العنوان جذابًا. |
Sosyal medyayı yönetiyorum. | أنا أدير وسائل التواصل الاجتماعي. |
Etkileşim oranı arttı. | ارتفع معدل التفاعل. |
Hedef kitlemize ulaştık. | وصلنا إلى جمهورنا المستهدف. |
İletişim stratejisi işe yaradı. | نجحت استراتيجية الاتصال. |
Geri bildirimi izliyorum. | أنا أتابع التعليقات. |
Mesaj açıktı. | كانت الرسالة واضحة. |
İletişimimizi geliştirdik. | حسّنّا تواصلنا. |
Marka tanındı. | تم التعرف على العلامة التجارية. |
Basın bülteni yazıyorum. | أنا أكتب بيانًا صحفيًا. |
Medyanın ilgisi olumluydu. | كان الاهتمام الإعلامي إيجابياً. |
Kitap öğrenciler tarafından okunur. | يُقْرَأُ الكتابُ من قبل الطلاب. |
Ev geçen yıl inşa edildi. | بُنِيَ البيتُ في العام الماضي. |
Mektup yarın gönderilecek. | سوف يُرسَلُ الرسالة غدًا. |
Sorun çözülüyor | يتم حل المشكلة. |
Karar dün verildi. | تم اتخاذ القرار أمس. |
Burada Fransızca konuşulur. | تُتَكَلَّم اللغة الفرنسية هنا |
Onun zengin olduğu söyleniyor. | يُقال إنه غني. |
Onun gittiğine inanılıyor. | يُعتقد أنها غادرت. |
Kapı açıldı. | فُتِحَ البابُ. |
Pencere kapatıldı. | أُغلقت النافذة. |
Araba tamir edildi. | أُصْلِحَت السيارة. |
Belge imzalandı. | وُقِّعَ المستند. |
Toplantı iptal edildi | أُلغي الاجتماع. |
Proje gelecek ay tamamlanacak. | سيُستكمل المشروع الشهر المقبل. |
Rapor yazılıyor. | التقرير يُكتب. |
Bina yenilenmiştir. | تم تجديد المبنى. |
Teklif gelecek hafta incelenecek. | سيتم مراجعة الاقتراح الأسبوع المقبل. |
Hata hemen fark edildi. | لوحظ الخطأ على الفور. |
Haber dün açıklandı. | أُعلِنَت الأخبار أمس. |
Soru cevaplanmalıdır. | يجب أن يُجابَ السؤال. |
İş Cuma gününe kadar tamamlanmalıdır. | يجب أن يُكتمل العمل بحلول يوم الجمعة. |
Sorun inceleniyor. | يتم التحقيق في المسألة. |
Sonuçlar yayımlanmıştır. | نُشرت النتائج. |
Varoluşçuluk | الوجودية |
Sözleşme her iki taraf tarafından imzalandı. | تم توقيع العقد من قبل كلا الطرفين. |
Film ünlü bir yönetmen tarafından yönetildi. | تم إخراج الفيلم من قبل مخرج مشهور. |
Teori kanıtlanmıştır. | تم إثبات النظرية. |
Başvuru işleniyor. | يُعالَج الطلب. |
Değişiklikler komite tarafından onaylandı. | تمت الموافقة على التغييرات من قبل اللجنة. |
Sorunun ele alınması gerekiyor. | يجب أن تُعالَج المشكلة. |
İşin tamamlanması bekleniyor. | من المتوقع أن يتم إنجاز العمل. |
Raporun teslim edildiği söyleniyor. | يُقال إنَّ التقرير قد قُدِّم. |
Binanın 1800'lerde inşa edildiğine inanılıyor. | يُعتقد أن المبنى قد بُني في القرن التاسع عشر. |
Sorun çözülmüş sayılmaktadır. | تُعْتَبَرُ القضية محلولة. |
Önerinin reddedildiği düşünülüyor. | يُعتقد أن الاقتراح قد رُفض. |
Konunun tartışıldığı biliniyor. | المسألة معروفة بأنها نوقشت. |
Kararın verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. | يُفهم أن القرار قد تمّ. |
Sorunun çözüldüğü bildiriliyor. | يُذكر أن المشكلة قد حُلت. |
Belgenin sahte olduğu iddia ediliyor. | يُزعم أن الوثيقة قد زُوّرت. |
Projenin gelecek aya kadar bitirilmesi bekleniyor. | من المفترض أن يُنجَز المشروع بحلول الشهر القادم. |
Toplantının yarın yapılması planlanıyor. | من المقرر عقد الاجتماع غدًا. |
Kitabın gelecek yıl yayımlanması muhtemeldir. | من المحتمل أن يُنشر الكتاب العام المقبل. |
Dava kesinlikle soruşturulacaktır. | لا بد أن تُجرى تحقيقات في القضية. |
Konunun çözüleceği kesindir. | من المؤكد أن تُحَلّ المسألة. |
Değişikliklerden haberdar edildikten sonra planlarımızı ayarladık. | بعد أن تم إبلاغنا بالتغييرات، عدّلنا خططنا. |
Tehlike konusunda uyarılmış olarak önlem aldılar. | بعد أن نُبّهوا إلى الخطر، اتخذوا احتياطات. |
İş tamamlanmış olduğundan, nihayet dinlenebildik. | بعد أن أُنجزَ العملُ، تمكنا أخيرًا من الراحة. |
Teorinin doğru olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır. | يُعتقد على نطاق واسع أن النظرية صحيحة. |
Yaklaşımımızı yeniden gözden geçirmemiz önerildi. | لقد تم اقتراح أن نعيد النظر في نهجنا. |
Keşke bilseydim. | ليتني كنت أعلم. |
Keşke daha çok çalışmış olsaydım. | ليتني درستُ أكثر. |
Bana söylemiş olmanı tercih ederdim. | أفضل لو أنك قد أخبرتني. |
Keşke gitmemiş olsaydı. | من المؤسف أنه كان قد رحل. |
Keşke o gelmiş olsaydı. | أندم على أنها لم تأتِ. |
Keşke onlar çoktan gitmiş olmasalardı. | أنا آسف لأنهم قد ذهبوا بالفعل. |
Keşke treni kaçırmamış olsaydık. | من المؤسف أننا قد فاتنا القطار. |
Keşke orada olsaydım. | ليتني كنت هناك. |
Keşke daha erken aramış olsaydın. | يا ليتك اتصلت مبكرًا. |
Onun kalmış olmasını tercih ederdim. | كنت أفضل لو أنه كان قد بقي. |
Keşke unutmuş olmasaydı. | من المؤسف أنها قد نسيت. |
Keşke daha önce tanışmış olsaydık. | ليتنا التقينا في وقتٍ أبكر. |
Keşke senin tavsiyeni dinlemiş olsaydım. | لو استمعت إلى نصيحتك. |
Keşke anlamış olsaydım. | أندم أنني لم أكن قد فهمت |
Keşke hazırlanmış olsalardı. | من المؤسف أنهم لم يكونوا قد استعدوا. |
Keşke fırsatı değerlendirmiş olsaydım. | ليتني قد اغتنمت الفرصة. |
Keşke gerçeği bilmiş olsaydık. | لو أننا كنا قد عرفنا الحقيقة. |
Orada bulunmuş olmanı isterdim. | كنت أتمنى لو كنتَ حاضرًا. |
Onun bizi bilgilendirmemiş olması üzücü. | من المؤسف أنه لم يكن قد أخبرنا |
Keşke her şey farklı olsaydı. | يا ليت الأمور كانت مختلفة. |
Etik. | الأخلاق |
Ahlak. | الأخلاق. |
Erdem | الفضيلة |
Ahlaki ikilem. | مأزق أخلاقي |
Vicdan. | الضمير |
İlke. | مبدأ |
Değer. | قيمة |
İnanç. | اعتقاد |
Doktrin | مذهب |
Kuram | نظرية |
Paradigma | نموذج |
Metafizik | الميتافيزيقا |
Epistemoloji | نظرية المعرفة |
Ontoloji. | علم الوجود |
Mantık. | المنطق |
Akıl yürütme. | الاستدلال |
Argüman. | حجة |
öncül | مقدمة. |
Sonuç. | الاستنتاج. |
Tümdengelim. | الاستنتاج |
Tümevarım | الاستقراء. |
Safsata. | مغالطة |
Paradoks. | مفارقة |
Dolaşmak. | يتجول |
Faydacılık. | النفعية |
Deontoloji | الواجبية |
özgecilik | الإيثار |
Egoizm. | الأناوية. |
Görecilik. | النسبية |
Mutlakçılık. | المطلقية |
Hükümet. | الحكومة |
Siyaset | السياسة. |
Seçim | الانتخابات |
Oy. | صوت |
Vatandaş | مواطن |
Seçimde oy verdim. | صَوَّتُ في الانتخابات. |
Hükümet seçildi. | تم انتخاب الحكومة. |
Siyaseti tartıştık. | ناقشنا السياسة. |
Vatandaşın hakları vardır. | للمواطن حقوق. |
Yasa kabul edildi. | تم إقرار القانون. |
Sosyal reforma ihtiyacımız var. | نحن بحاجة إلى إصلاح اجتماعي. |
Politika uygulandı. | تم تنفيذ السياسة. |
Siyasetle ilgileniyorum. | أنا مهتم بالسياسة. |
Tartışma hararetliydi. | كان النقاش محتدماً. |
Adayı destekliyoruz. | نحن ندعم المرشح. |
Parlamento oy kullandı. | صوّت البرلمان. |
Ben bir vatandaşım. | أنا مواطن. |
Haklar korundu. | تمت حماية الحقوق. |
Değişime ihtiyacımız var. | نحتاج إلى التغيير. |
Toplum gelişiyor. | المجتمع يتطور. |
Demokrasiye katılıyorum. | أنا أشارك في الديمقراطية. |
Sorun ele alındı. | تمت معالجة القضية. |
Bir protesto düzenledik. | نظمنا احتجاجًا. |
Hareket destek kazandı. | اكتسبت الحركة دعماً. |
Toplum hakkında endişeliyim. | أنا قلق بشأن المجتمع. |
Topluluk bir araya geldi. | اجتمع المجتمع. |
Hakları savunuyoruz. | نحن ندافع عن الحقوق. |
Yasa tasarısı teklif edildi. | تم اقتراح التشريع. |
Kampanyayı takip ediyorum. | أنا أتابع الحملة الانتخابية. |
Kamuoyu önemlidir. | الرأي العام مهم. |
Mutlu olmanı istiyorum. | أريدك أن تكون سعيدًا. |
Vaktinde varmamız önemli. | من المهم أن نصل في الوقت المحدد. |
Burada olduğun için mutluyum. | أنا سعيد أن تكون هنا. |
Geleceğinden şüphe duyuyorum. | أشك في أنه سيأتي. |
Gerekli ki o çalışsın. | من الضروري أن تدرسَ. |
Yağmur yağacağından korkuyorum. | أخشى أن تمطر. |
Onun haklı olması mümkün. | من الممكن أن يكون على حق. |
Gittiğine şaşırıyorum. | أنا متفاجئٌ لأنك غادرتَ. |
Bitirmemiz gerekir. | من الضروري أن ننهي. |
Onun kabul edeceğini sanmıyorum. | لا أظن أنها ستوافق. |
Sen bilsen daha iyi olur. | من الأفضل أن تعرف. |
Hasta olduğuna üzüldüm. | أنا آسف لأنك مريض. |
Onun aramaması garip. | من الغريب أنه لم يتصل. |
Umarım başarırsın. | أتمنى أن تنجح. |
Onun gelmesi pek olası değil. | من غير المحتمل أن تأتي. |
Geç kalabileceğinden endişeliyim. | أخشى أن يتأخر. |
Şimdi harekete geçmemiz çok önemli. | من الضروري أن نتحرك الآن. |
Burada olduğuna çok memnunum. | يسعدني أنك هنا. |
Gitmemiz gerekiyor. | من الضروري أن نغادر. |
Gelmediklerine üzüldüm. | أنا حزين لأنهم لم يأتوا. |
Gitmeden önce bana söyle. | قبل أن تغادر، أخبرني. |
Çalışmazsan geçemezsin. | ما لم تدرس، فلن تنجح. |
Anlasın diye açıklayacağım. | سأشرح لكي تفهم. |
Yardımcı olabilecek birini arıyorum. | أبحث عن شخص يمكنه المساعدة. |
Bilen kimse yok. | لا أحد يعلم. |
Onun derhal bilgilendirilsin. | من الضروري أن يُبلَّغ فورًا. |
Onun bu pozisyon için değerlendirilmesini öneriyorum. | أوصي بأن تؤخذ بعين الاعتبار لهذا المنصب. |
Bu meselenin çözülmesi hayati önemlidir. | من الضروري أن يُحَلَّ الأمر. |
Onun bir şans daha verilmesini öneriyorum. | أقترح أن يُمنحَ فرصة أخرى. |
Orada bulunman tavsiye edilir. | من الأفضل أن تكون حاضراً. |
Talep ediyorum ki konu ele alınsın. | أطالب بأن تُعالَجَ المسألة. |
Önceden bize haber verilmesi tercih edilir. | من الأفضل أن يتم إبلاغنا مسبقًا. |
Belgenin gözden geçirilmesini talep ediyorum. | أطلب أن يُراجَعَ المستند. |
Son teslim tarihine uyulması hayati önem taşır. | من الضروري أن يتم الالتزام بالموعد النهائي. |
Prosedürün izlenmesini ısrarla talep ediyorum. | أصرّ على أن يتبع الإجراء. |
Tüm gerekliliklerin yerine getirilmesi şarttır. | من الضروري أن تُستوفى جميع المتطلبات. |
Bir komite kurulmasını öneriyorum. | أقترح أن تُشكَّلَ لجنة. |
Önlemlerin alınması tavsiye edilir. | يوصى بأن تُتَّخذ الاحتياطات. |
Derhal harekete geçilmesini talep ediyorum. | أحث على أن يُتَّخذ إجراء على الفور. |
Önlemlerin uygulanması gerekir. | من الضروري أن تُنفَّذَ تدابير. |
Raporun Cuma'ya kadar teslim edilmesini istiyorum. | أطلب أن يُقدَّم التقرير بحلول يوم الجمعة. |
Güvenlik protokollerine uyulması zorunludur. | من الضروري أن تُراعى بروتوكولات السلامة. |
Büyük. | كبير. |
Büyük. | كبير. |
Devasa | ضخم. |
Bakmak. | أن ينظر. |
izlemek. | يشاهد |
Görmek. | أن يرى |
Söylemek. | أن يقول |
Söylemek. | أن يخبر |
Konuşmak. | التحدث |
Konuşmak. | يتكلم |
Mutlu | سعيد |
Neşeli. | مبتهج |
İçerik. | قانع. |
Düşünmek. | التفكير |
düşünüp taşınmak. | يتأمل |
Düşünmek. | يعتبر |
Hızlı. | سريع |
Hızlı. | سريع. |
Hızlı. | سريع |
Güzel. | جميل. |
Güzel. | جميل |
Muhteşem. | خلّاب |
Anlamak. | أن يفهم |
Kavramak. | أن يفهم |
Kavramak. | أن يدرك |
Yardım etmek. | مساعدة |
Yardım etmek. | يساعد |
yardım etmek | أن يساعد |
Desteklemek. | أن يدعم |
Kızgın. | غاضب |
Öfkeli. | غاضب جدًا |
öfkeli | غاضب جدًا |
Öfkeli. | مستشيط غضبًا |
Küçük. | صغير. |
Minik. | صغير جدًا. |
Çok küçük. | صغير جدًا |
yürümek. | المشي |
Dolaşmak. | التنزه |
Rahatça yürümek. | يمشي على مهل. |
Akıllı. | ذكي |
Zeki. | ذكي |
Zeki. | ذكي |
Bilge. | حكيم. |
Bilgisayar | حاسوب |
Yazılım | البرمجيات |
İnternet | الإنترنت |
Web sitesi | موقع إلكتروني |
E-posta | البريد الإلكتروني |
Her gün bilgisayarımı kullanıyorum. | أستخدم حاسوبي يوميًا. |
Yazılım güncellendi. | تم تحديث البرنامج. |
İnternette geziniyorum. | أنا أتصفح الإنترنت. |
Web sitesi yükleniyor. | الموقع قيد التحميل. |
Bir e-posta gönderdim. | أرسلت رسالة إلكترونية. |
Şifre değiştirildi. | تم تغيير كلمة المرور. |
Verileri yedeklememiz gerekiyor. | نحتاج إلى عمل نسخة احتياطية للبيانات. |
Sistem çöktü. | تعطل النظام. |
Bir dosya indiriyorum. | أنا أقوم بتنزيل ملف. |
Bağlantı yavaş. | الاتصال بطيء. |
Bulut depolama kullanıyoruz. | نحن نستخدم التخزين السحابي. |
Uygulama yüklendi. | تم تثبيت التطبيق. |
Kod yazıyorum. | أنا أبرمج. |
Algoritma verimlidir. | الخوارزمية فعالة. |
Yeni bir özellik geliştirdik. | طوّرنا ميزة جديدة. |
Deney gerçekleştirildi. | أُجريت التجربة. |
Hipotez test edildi. | اختُبرت الفرضية. |
Sonuçları analiz ettik. | قمنا بتحليل النتائج. |
Teori kanıtlandı. | تم إثبات النظرية. |
Fizik çalışıyorum. | أنا أدرس الفيزياء. |
Molekül tanımlandı. | تم تحديد الجزيء. |
Araştırma yaptık. | أجرينا بحثًا. |
Keşif yayımlandı. | نُشِرَ الاكتشاف. |
Laboratuvarda çalışıyorum. | أنا أعمل في المختبر. |
Numune analiz edildi. | تم تحليل العينة. |
Daha fazla veriye ihtiyacımız var. | نحتاج إلى مزيد من البيانات. |
Denklem çözüldü. | حُلَّت المعادلة. |
Bilimsel bir makale okuyorum. | أنا أقرأ مقالًا علميًا. |
Metodoloji açıklandı. | تم شرح المنهجية. |
Sonuçları doğruladık. | تحققنا من النتائج. |
Patent başvurusu yapıldı. | تم تقديم طلب براءة الاختراع. |
Yapay zeka kullanıyorum. | أنا أستخدم الذكاء الاصطناعي. |
Veritabanı güncellendi. | تم تحديث قاعدة البيانات. |
Bir çözüm uyguladık. | نفذنا حلاً. |
İnovasyon başarılı oldu. | كان الابتكار ناجحًا. |