ورقة بحثية. | Araştırma makalesi. |
أكتب أطروحتي. | Tezimi yazıyorum. |
الأطروحة شاملة. | Tez kapsamlıdır. |
نُشِرَت الورقة البحثية. | Araştırma makalesi yayımlandı. |
المنهجية صارمة. | Metodoloji titizdir. |
تم اختبار الفرضية. | Hipotez test edildi. |
النتائج ذات أهمية. | Bulgular önemlidir. |
الخاتمة تلخص البحث. | Sonuç, araştırmayı özetler. |
مراجعة الأدبيات شاملة. | Literatür taraması kapsamlıdır. |
الملخص يقدم نظرة عامة. | Özet, genel bir bakış sağlar. |
الاستشهاد يتبع المعيار. | Atıf standarda uygundur. |
قائمة المراجع كاملة. | Kaynakça tamamlandı. |
كانت مراجعة الأقران إيجابية. | Hakem değerlendirmesi olumluydu. |
نشرت المجلة الأكاديمية ذلك. | Akademik dergi bunu yayımladı. |
الإطار النظري يوجّه الدراسة. | Teorik çerçeve çalışmayı yönlendirir. |
الأدلة التجريبية تدعم الادعاء. | Ampirik bulgular iddiayı destekliyor. |
يكشف التحليل الكمي عن أنماط. | Nicel analiz kalıpları ortaya koyar. |
البحث النوعي يستكشف وجهات النظر. | Nitel araştırma bakış açılarını inceler. |
تساهم المقالة العلمية في المعرفة. | Akademik makale bilgiye katkıda bulunur. |
الخطاب الأكاديمي رسمي. | Akademik söylem resmidir. |
سؤال البحث واضح. | Araştırma sorusu açıktır. |
تحليل البيانات شامل. | Veri analizi kapsamlıdır. |
الكتابة الأكاديمية تتبع الأعراف. | Akademik yazım geleneklere uygundur. |
العمل العلمي يخضع لمراجعة الأقران. | Bu bilimsel çalışma hakem değerlendirmesinden geçirilmiştir. |
يساهم البحث في هذا المجال. | Bu araştırma alana katkıda bulunur. |
الحجة الأكاديمية مُنظَّمة جيدًا. | Akademik argüman iyi yapılandırılmış. |
المنظور النظري يوجّه التحليل | Teorik perspektif analizi yönlendirir. |
المنشور العلمي يعزز الفهم. | Akademik yayın, anlayışın ilerlemesini sağlar. |
الإطار الإبستمولوجي يشكل أساسًا للبحث. | Epistemolojik çerçeve araştırmanın temelini oluşturur. |
الافتراضات الأنطولوجية تُوجّه المنهجية. | Ontolojik varsayımlar metodolojiyi belirler. |
المنهج التأويلي يفسّر البيانات. | Hermeneutik yaklaşım verileri yorumlar. |
حدث التحول في الإطار المفاهيمي للمجال. | Paradigmatik değişim alanda meydana geldi. |
الأسس النظرية سليمة. | Teorik temeller sağlamdır. |
الإطار المفاهيمي يوجّه التحليل. | Kavramsal çerçeve analizi yönlendirir. |
الصرامة المنهجية تضمن الصلاحية. | Metodolojik titizlik geçerliliği sağlar. |
الموقف الإبستمولوجي واضح. | Epistemolojik pozisyon açıktır. |
الالتزام الأنطولوجي يشكّل الاستقصاء. | Ontolojik bağlılık, sorgulamayı şekillendirir. |
تُعالَج الاعتبارات القيمية. | Aksiolojik değerlendirmeler ele alınmaktadır. |
النموذج البحثي يؤثر على التفسير. | Araştırma paradigması yorumlamayı etkiler. |
الموقف الإبستمولوجي متسق. | Epistemolojik duruş tutarlıdır. |
يوفر المنظور النظري فهماً. | Teorik çerçeve içgörü sağlar. |
المثلثية المنهجية تعزز المصداقية. | Metodolojik triangülasyon güvenilirliği artırır. |
الافتراضات المعرفية واضحة. | Epistemolojik varsayımlar açıktır. |
المنظور الأنطولوجي يؤطر الدراسة. | Ontolojik perspektif çalışmayı çerçeveler. |
تُسهم المساهمة النظرية في تقدم المعرفة. | Teorik katkı bilgi birikimini ilerletir. |
الابتكار المنهجي يفتح آفاقًا جديدة. | Metodolojik yenilik yeni araştırma alanları açmaktadır. |
الصرامة المعرفية تضمن النزاهة العلمية. | Epistemolojik titizlik akademik dürüstlüğü sağlar. |
أن يكون له قلب من ذهب | Altın kalpli olmak. |
في قمة السعادة. | Sevinçten havalara uçmak. |
ضرب عصفورين بحجر واحد | Bir taşla iki kuş vurmak. |
الكرة في ملعبك. | Top sende. |
أن تكون في مكان شخص آخر | Birinin yerinde olmak. |
أن يصيب في الصميم. | Tam on ikiden vurmak |
أن تأتي متأخراً خير من ألا تأتي أبداً | Geç olsun, güç olmasın. |
لا تحكم على الكتاب من غلافه. | Dış görünüşe aldanma. |
لكل سحابة بطانة فضية. | Her şerde bir hayır vardır. |
الأفعال أبلغ من الأقوال. | Eylemler sözlerden daha etkilidir. |
كسر الجليد | buzları kırmak |
أن يكون سهلاً جدًا | Çocuk oyuncağı olmak. |
يكلف ثروة | Çok pahalıya mal olmak. |
أن تكون منصتًا | Kulak kesilmek |
نادراً ما | Kırk yılda bir. |
أن يفشي السر | Ağzından kaçırmak. |
مشغول كالنحلة. | Arı gibi çalışmak. |
له يد خضراء | Bitkilerle arası iyi olmak. |
نحن في نفس القارب. | Aynı gemide olmak. |
أن يغضّ الطرف | Görmezden gelmek. |
يسهر حتى الفجر | Gece geç saatlere kadar çalışmak. |
أن يكون ذئبًا في ثياب الحملان. | Koyun postuna bürünmüş kurt olmak. |
البكاء على اللبن المسكوب | Dökülen süte ağlamak. |
أن تكون قرة عين شخصٍ ما | Birinin gözbebeği olmak. |
يدور حول الموضوع | Lafı dolandırmak. |
أن تكون إبرة في كومة قش. | Samanlıkta iğne aramak. |
أن تكون القشة التي قصمت ظهر البعير. | Bardağı taşıran son damla olmak. |
أن تكون بين المطرقة والسندان. | İki arada bir derede kalmak. |
أن يكون الكرز على الكعكة. | Olayı daha da güzelleştirmek |
أن تكون قطرة في البحر | Okyanusta bir damla olmak |
أن يكون من خيرة الناس. | Dünyanın tuzu olmak. |
أن يكون جديرًا بأجره | İşinin ehli olmak |
أن يكون خدعة لإلهاء الانتباه. | Yalancı iz olmak. |
أن يكون عبئًا باهظ التكلفة ولا جدوى منه. | Beyaz fil olmak. |
أن يكون مفاجأة | Beklenmedik bir kişi olmak |
أن يكون يومًا لا يُنسى | kırmızı harflerle yazılacak bir gün olmak |
أن يُقبَض عليه متلبّسًا | suçüstü yakalanmak |
أن يغار بشدة | Kıskançlıktan çatlamak. |
أن يكون مديونًا | zararda olmak. |
أن تكون في وضع مالي إيجابي | kârda olmak |
أن يحاول بلا جدوى | Boşa kürek çekmek. |
نادراً ما يحدث | Kırk yılda bir olmak. |
أن يحدث من دون سابق إنذار | beklenmedik bir şekilde olmak |
أن يكون وفياً | Sadık olmak. |
أن يكون جبانًا | Ödlek olmak. |
أن تكون فرصة ذهبية | Altın bir fırsat olmak. |
لا يُقدَّر بثمن | altın değerinde olmak |
أن تكون القاعدة الذهبية. | Altın kural olmak. |
أن يكون بصيص أمل. | Bir umut ışığı olmak. |
وُلد وفي فمه ملعقة من فضة. | Altın kaşıkla doğmak. |
أن يكون فصيحًا | Tatlı dilli olmak. |
أن يكون أمراً غامضاً | belirsiz olmak |
أن يُفصل من العمل | İşten çıkarılmak. |
في أتمّ الصحة | sağlığı yerinde olmak. |
أن يكون نثراً مزخرفاً مبالغاً فيه | Ağdalı, süslü bir üslup olmak. |
غارق في التفكير | Düşüncelere dalmak. |
أن يكون بالأبيض والأسود | Apaçık olmak |
أن تُدرَج في القائمة السوداء. | Kara listeye alınmak. |
وسائل التواصل الاجتماعي. | Sosyal medya. |
أتصفح وسائل التواصل الاجتماعي. | Sosyal medyada kaydırıyorum. |
انتشر المنشور. | Gönderi viral oldu. |
أنا أتابع الصيحات. | Trendleri takip ediyorum. |
تمت مشاركة الميم. | Meme paylaşıldı. |
أنا أبث محتوى. | İçerik yayınlıyorum. |
المؤثر روّج للمنتج. | Influencer ürünü tanıttı. |
أنا أصنع محتوى. | İçerik üretiyorum. |
الهاشتاغ كان رائجًا. | Hashtag trendteydi. |
أنا أتفاعل مع المجتمع. | Toplulukla etkileşimde bulunuyorum. |
الثقافة الرقمية تتطور. | Dijital kültür evriliyor. |
أنا أستخدم تعابير حديثة. | Modern ifadeler kullanıyorum. |
تمت الإشارة إلى مرجع في الثقافة الشعبية. | Pop kültür göndermesi yapıldı. |
أنا على دراية بالأحداث الجارية. | Güncel gelişmelerden haberdarım. |
تُستخدم العامية المعاصرة. | Güncel argo kullanılıyor. |
أنا أتكيف مع اللغة الحديثة. | Günümüz diline uyum sağlıyorum. |
ظهرت الظاهرة الثقافية. | Kültürel fenomen ortaya çıktı. |
أنا أتابع الثقافة الشعبية. | Pop kültürünü takip ediyorum. |
التعبير الحديث انتشر. | Modern ifade popüler oldu. |
أنا أستخدم مفردات معاصرة. | Çağdaş kelime dağarcığı kullanıyorum. |
حدث التحول الثقافي. | Kültürel değişim gerçekleşti. |
أتفاعل مع الثقافة المعاصرة. | Çağdaş kültürle ilgileniyorum. |
كان الاتجاه قصير الأمد. | Trend kısa ömürlüydü. |
أنا على علم بالتغيرات الثقافية. | Kültürel değişikliklerin farkındayım. |
تم فهم المرجع المعاصر. | Çağdaş referans anlaşıldı. |
الهندسة | Mühendislik |
تصميم | Tasarım. |
نموذج أولي | Prototip |
تم إكمال المشروع الهندسي. | Mühendislik projesi tamamlandı. |
كان التصميم مبتكرًا. | Tasarım yenilikçiydi. |
أن يدرك | Algılamak. |
اختُبر النموذج الأولي. | Prototip test edildi. |
تم استيفاء المواصفات الفنية. | Teknik şartnameler karşılandı. |
كان الحل الهندسي فعالًا. | Mühendislik çözümü verimliydi. |
كانت الوثائق الفنية شاملة. | Teknik dokümantasyon kapsamlıydı. |
تعاون فريق الهندسة. | Mühendislik ekibi işbirliği yaptı. |
كانت عملية التصميم تكرارية. | Tasarım süreci iteratifti. |
تم تحليل المتطلبات الفنية. | Teknik gereksinimler analiz edildi. |
حصل الابتكار الهندسي على براءة اختراع. | Mühendislik yeniliği patentlendi. |
تم تقييم الجدوى الفنية. | Teknik uygulanabilirlik değerlendirildi. |
تم الالتزام بالمعايير الهندسية. | Mühendislik standartlarına uyuldu. |
أدى تحسين التصميم إلى تحسّن الأداء. | Tasarım optimizasyonu performansı iyileştirdi. |
كان التنفيذ الفني ناجحًا. | Teknik uygulama başarıyla gerçekleştirildi. |
كانت المنهجية الهندسية نظامية. | Mühendislik metodolojisi sistematikti. |
التحليل التقني كان مفصلاً. | Teknik analiz ayrıntılıydı. |
كان الحل الهندسي مستدامًا. | Mühendislik çözümü sürdürülebilirdi. |
كان التقدم التقني ملحوظًا. | Teknik ilerleme önemliydi. |
تم التحقق من صحة التصميم الهندسي. | Mühendislik tasarımı doğrulandı. |
تم إظهار الخبرة التقنية. | Teknik uzmanlık gösterildi. |
تمت إدارة المشروع الهندسي بفعالية. | Mühendislik projesi etkili bir şekilde yönetildi. |
كان الابتكار التقني ثورياً. | Teknik yenilik çığır açıcıydı. |
كان النهج الهندسي متعدد التخصصات. | Mühendislik yaklaşımı çok disiplinliydi. |
كان الحل التقني قابلاً للتوسع. | Teknik çözüm ölçeklenebilirdi. |
تم ضمان الجودة الهندسية. | Mühendislik kalitesi güvence altına alındı. |
تم تسريع التطور التقني. | Teknik gelişme hızlandırıldı. |
تم الاعتراف بالتميّز الهندسي. | Mühendislik mükemmeliyeti tanındı. |
السيدات والسادة | Hanımefendiler ve beyefendiler. |
يشرفني أن... | Onur duyarım. |
يسرني جدًا أن | Büyük bir memnuniyetle. |
أود أن أعرب. | İfade etmek isterim. |
بالنيابة عن | namına |
يشرفني أن أكون هنا. | Burada bulunmaktan onur duyuyorum. |
إنه لمن دواعي الشرف أن | …mek bir ayrıcalıktır. |
أود أن أقرّ | Bunu belirtmek isterim. |
اسمح لي أن أقدّم. | Tanıştırmama izin veriniz. |
يسعدني أن أعلن. | Duyurmaktan memnuniyet duyarım. |
يسعدني كثيرًا أن | Bana büyük bir memnuniyet vermektedir. |
أود أن أقدّم. | Uzatma talebinde bulunmak istiyorum. |
في هذه المناسبة. | Bu vesileyle. |
يسعدني أن. | Memnuniyet duyarım. |
يسرني أن. | Memnuniyet duyarım. |
أود أن أغتنم هذه الفرصة. | Bu fırsatı değerlendirmek isterim. |
اسمحوا لي أن أعبر. | İzninizle ifade edeyim. |
أنا ممتن لـ. | Müteşekkirim. |
إنه لمن دواعي الامتنان العميق أن | Derin bir şükranla |
أود أن أنقل. | İletmek isterim. |
ثورة | Devrim. |
الثورة الفرنسية | Fransız Devrimi. |
الباستيل. | Bastille. |
عصر التنوير. | Aydınlanma. |
العصور الوسطى. | Orta Çağ. |
عصر النهضة. | Rönesans. |
أُطيحَ بالنظام الملكي. | Monarşi devrildi. |
تأسست الجمهورية. | Cumhuriyet kuruldu. |
الفترة التاريخية أثرت على الثقافة. | Tarihsel dönem kültürü etkiledi. |
شكّل الحدث التاريخي المجتمع. | Tarihi olay toplumu şekillendirdi. |
تم الحفاظ على التراث الثقافي. | Kültürel miras korundu. |
كانت الشخصية التاريخية مؤثرة. | Tarihi şahsiyet etkiliydi. |
استُخدمت لغة خاصة بالفترة. | Döneme özgü dil kullanıldı. |
السياق التاريخي مهم. | Tarihsel bağlam önemlidir. |
دُرِسَ التاريخ الثقافي. | Kültür tarihi incelendi. |
تمت الإشارة التاريخية. | Tarihsel referans yapıldı. |
تميّزت الفترة بـ. | Dönem ... ile karakterize edildi. |
تم الاعتراف بالأهمية التاريخية. | Tarihi önemi tanındı. |
ظهرت الحركة الثقافية. | Kültürel hareket ortaya çıktı. |
الإرث التاريخي يدوم. | Tarihi miras devam ediyor. |
شكّلت تلك الفترة نقطة تحوّل. | Bu dönem bir dönüm noktasını işaret etti. |
كُتِبَ السرد التاريخي. | Tarihsel anlatı yazıldı. |
نُقِلَ التقليد الثقافي. | Kültürel gelenek kuşaktan kuşağa aktarıldı. |
تم تحليل المنظور التاريخي. | Tarihsel bakış açısı analiz edildi. |
أثرت الفترة على الفكر الحديث. | Dönem modern düşünceyi etkiledi. |
محكمة | Mahkeme. |
قاضي | Hakim. |
محامي | Avukat |
نظرت المحكمة في القضية. | Mahkeme davayı dinledi. |
أصدر القاضي قرارًا. | Hakim kararını verdi. |
قدّم المحامي الحجة. | Avukat argümanını sundu. |
يضمن النظام القانوني العدالة. | Hukuk sistemi adaleti sağlar. |
أُجريت المحاكمة بنزاهة. | Dava adil bir şekilde yürütüldü. |
تم تقديم الأدلة. | Deliller sunuldu. |
أدلى الشاهد بشهادته. | Tanık ifade verdi. |
تدارست هيئة المحلفين. | Jüri müzakere etti. |
أُعلن الحكم. | Karar açıklandı. |
تم النطق بالحكم. | Hüküm açıklandı. |
تم تقديم الاستئناف. | Temyiz başvurusu yapıldı. |
تَأَسَّسَ السَّابِقُ القَضَائِيُّ. | Hukuki emsal oluşturuldu. |
تمت حماية الحق الدستوري. | Anayasal hak korundu. |
تم اتباع الإجراءات القانونية. | Yasal prosedüre uyuldu. |
يعمل نظام العدالة بشكل مستقل. | Adalet sistemi bağımsız olarak işler. |
الإطار القانوني يحمي الحقوق. | Hukuki çerçeve hakları korur. |
صدر أمر المحكمة. | Mahkeme emri verildi. |
تم توفير التمثيل القانوني. | Hukuki temsil sağlandı. |
تم رفض الدعوى. | Dava reddedildi. |
تم السعي للحصول على الإنصاف القانوني. | Hukuki çareye başvuruldu. |
تحققت العدالة. | Adalet yerini buldu. |
تم حل النزاع القانوني. | Hukuki uyuşmazlık çözüldü. |
كانت إجراءات المحكمة شفافة. | Mahkeme süreci şeffaftı. |
طُبِّق المبدأ القانوني. | Hukuki ilke uygulandı. |
أُجريت المراجعة القضائية. | Yargı denetimi yapıldı. |
تم منح الحماية القانونية. | Hukuki koruma verildi. |
يضمن نظام العدالة الإنصاف. | Adalet sistemi hakkaniyeti sağlar. |
تم الوفاء بالالتزام القانوني. | Yasal yükümlülük yerine getirildi. |
تم تحديد اختصاص المحكمة. | Mahkemenin yargı yetkisi tesis edildi. |
الحجة القانونية كانت مقنعة. | Hukuki argüman ikna ediciydi. |
كانت العدالة محايدة. | Adalet tarafsızdı. |
تطوّر النظام القانوني. | Hukuk sistemi evrildi. |
كان قرار المحكمة نهائياً. | Mahkemenin kararı nihaiydi. |
تم تنفيذ الحقوق القانونية. | Yasal haklar uygulandı. |
كانت عملية العدالة شاملة. | Adalet süreci kapsamlıydı. |
كان الإطار القانوني شاملاً. | Hukuki çerçeve kapsamlıydı. |
قانون | Kanun. |
قانوني. | Yasal. |
عقد | Sözleşme |
وقعت العقد. | Sözleşmeyi imzaladım. |
صدر القانون. | Kanun yürürlüğe konuldu. |
تمت مراجعة المستند القانوني. | Hukuki belge incelenmiştir. |
الاتفاق ملزم. | Sözleşme bağlayıcıdır. |
البند يحدد الشروط. | Hüküm şartları belirler. |
تم الشروع في الإجراء القانوني. | Hukuki işlem başlatıldı. |
أصدرت المحكمة حكمًا. | Mahkeme bir hüküm verdi. |
نصح المستشار القانوني. | Hukuk müşaviri tavsiyede bulundu. |
تم تعديل القانون. | Kanun değiştirildi. |
تم تطبيق اللائحة. | Düzenleme yürürlüğe konuldu. |
الإطار القانوني ينظم. | Hukuki çerçeve düzenler. |
تم توثيق الوثيقة الرسمية. | Resmi belge noter tarafından tasdik edildi. |
الإجراء البيروقراطي معقد. | Bürokratik prosedür karmaşıktır. |
تم تقديم النموذج الإداري. | İdari form sunuldu. |
صدر الإشعار الرسمي. | Resmi tebligat yapılmıştır. |
تم إنشاء الكيان القانوني. | Tüzel kişi kuruldu. |
تم استيفاء متطلبات الامتثال. | Uyumluluk gerekliliği karşılanmıştır. |
تم الاستشهاد بسابقة قضائية. | Hukuki emsal gösterildi. |
تم استئناف القرار القضائي. | Mahkeme kararı temyiz edildi. |
يجب الوفاء بالالتزام القانوني. | Hukuki yükümlülük yerine getirilmelidir. |
تم أرشفة السجل الرسمي. | Resmi kayıt arşivlendi. |
الهيئة الرقابية تشرف. | Düzenleyici kurum gözetler. |
ينطبق النص القانوني. | Yasal hüküm uygulanır. |
تم منح التفويض الرسمي. | Resmi yetki verildi. |
العملية البيروقراطية طويلة. | Bürokratik süreç uzundur. |
يختلف التفسير القانوني. | Hukuki yorum farklılık gösterir. |
تم اتباع البروتوكول الرسمي. | Resmi protokole uyuldu. |
رواية | Roman. |
شعر | Şiir. |
نثر | Düzyazı. |
استعارة | Mecaz |
رمزية | Alegori |
كتب الكاتب تحفة فنية | Yazar bir başyapıt yazdı. |
يستخدم القصيد الاستعارات | Şiir metaforlar kullanır. |
السرد مقنع | Anlatı etkileyici. |
النثر أنيق | Nesir zariftir. |
الرمزية تمثل الحرية. | Alegori özgürlüğü temsil eder. |
الشخصية مبنية بشكل جيد. | Karakter iyi işlenmiş. |
تنكشف الحبكة تدريجيًا. | Olay örgüsü yavaş yavaş ortaya çıkar. |
التصوير حيّ | İmgeler canlıdır. |
الرمزية عميقة | Simgesellik derindir. |
الأسلوب راقٍ. | Üslubu inceliklidir. |
العمل خالد. | Eser zamansızdır. |
يستخدم المؤلف السخرية. | Yazar ironi kullanır. |
الثيمة عالمية. | Tema evrenseldir. |
الحوار أصيل. | Diyalog gerçekçi. |
الوصف يبعث على الخيال. | Betimleme çağrıştırıcı. |
الصوت السردي مميز. | Anlatıcının sesi kendine özgüdür. |
الأداة الأدبية تُعزِّز المعنى. | Edebi araç anlamı güçlendirir. |
الخاتمة تختم القصة. | Epilog hikâyeyi sonlandırır. |
المقدمة تمهّد المشهد. | Prolog sahneyi hazırlar. |
البيت إيقاعي. | Mısra ritmiktir. |
المقطع الشعري يتألف من أربعة أبيات. | Kıta dört mısradan oluşur. |
السونيت يتبع قالبًا صارمًا. | Sone katı bir biçimi izler. |
أثرت الحركة الأدبية على الكتّاب. | Edebi akım yazarları etkiledi. |
العمل الكلاسيكي يدوم. | Klasik eser baki kalır. |
الرواية المعاصرة تعكس المجتمع. | Çağdaş roman toplumu yansıtır. |
النقد الأدبي يحلل الموضوعات. | Edebi eleştiri temaları analiz eder. |
تجمع المختارات القصائد. | Antoloji şiirleri toplar. |
اكتُشِفت المخطوطة. | El yazması keşfedildi. |
الطبعة مشروحة. | Baskı dipnotludur. |
تلتقط الترجمة الجوهرَ | Çeviri özünü yakalıyor. |
تستمر التقاليد الأدبية. | Edebi gelenek devam ediyor. |
اكتشاف | Tespit etmek. |
مجموعة أعمال المؤلف واسعة. | Yazarın külliyatı geniştir. |
الكانون الأدبي يشمل الكلاسيكيات. | Edebi kanon klasikleri içerir. |
التركيب السردي معقّد. | Anlatı yapısı karmaşıktır. |
يُظهر التحليل الأدبي عمقًا. | Edebi analiz derinliği ortaya koyar. |
تشخيص | Teşhis |
علاج | Tedavi |
جراحة | Ameliyat. |
تم تأكيد التشخيص. | Tanı doğrulandı. |
العلاج فعال. | Tedavi etkilidir. |
كانت العملية ناجحة. | Ameliyat başarılı geçti. |
تحسنت حالة المريض. | Hastanın durumu düzeldi. |
أظهر الفحص الطبي. | Tıbbi muayene gösterdi. |
تم صرف الوصفة. | Reçete dolduruldu. |
تم تحليل الأعراض. | Belirtiler analiz edildi. |
تم تشخيص المرض. | Hastalık teşhis edildi. |
تم إعطاء الدواء. | İlaç verildi. |
تم إجراء العملية الطبية. | Tıbbi işlem gerçekleştirildi. |
تمت مراقبة العلامات الحيوية للمريض. | Hastanın hayati bulguları izlendi. |
تمت دراسة التشريح. | Anatomi incelendi. |
تم شرح علم وظائف الأعضاء. | Fizyoloji açıklandı. |
تم تحديد المرضية. | Patoloji tespit edildi. |
الحالة الطبية تحتاج إلى اهتمام. | Tıbbi durum dikkat gerektirir. |
أُجريت التجربة السريرية. | Klinik deneme gerçekleştirildi. |
ساهمت الأبحاث الطبية في تقدم المعرفة. | Tıbbi araştırma bilgiyi ilerletti. |
نظام الرعاية الصحية يقدم الرعاية. | Sağlık sistemi bakım sağlar. |
يركز التخصص الطبي على. | Tıbbi uzmanlık alanı odaklanır. |
كان التشخيص تفريقيًا. | Tanı ayırıcıydı. |
النتيجة المتوقعة جيدة. | Prognoz iyi. |
كان التدخل الطبي ضروريًا. | Tıbbi müdahale gerekliydi. |
تمت مراجعة التاريخ الطبي للمريض. | Hastanın tıbbi geçmişi incelendi. |
المصطلحات الطبية دقيقة. | Tıbbi terminoloji nettir. |
تم استشارة مقدم الرعاية الصحية. | Danışılan sağlık hizmeti sağlayıcısı. |
تم اتباع البروتوكول الطبي. | Tıbbi protokole uyuldu. |
تمت مراقبة تعافي المريض. | Hastanın iyileşmesi izlendi. |
أن يفهم | Anlamak. |
تم تعقيم المعدات الطبية. | Tıbbi ekipman sterilize edildi. |
تم التخطيط للإجراء الجراحي. | Cerrahi işlem planlandı. |
تم إعطاء التخدير. | Anestezi uygulandı. |
تعاون الفريق الطبي. | Tıbbi ekip işbirliği yaptı. |
تم الحصول على موافقة المريض. | Hastanın rızası alındı. |
أُحترمت الأخلاقيات الطبية. | Tıbbi etik kurallarına uyuldu. |
تم تنفيذ سياسة الرعاية الصحية. | Sağlık politikası uygulandı. |
الابتكار الطبي حسّن النتائج. | Tıbbi yenilik tedavi sonuçlarını iyileştirdi. |
تحسنت جودة حياة المريض. | Hastanın yaşam kalitesi iyileşti. |
المجال الطبي يتقدم باستمرار. | Tıp alanı sürekli ilerlemektedir. |
تم تحسين تقديم الرعاية الصحية. | Sağlık hizmeti sunumu optimize edildi. |
التعليم الطبي صارم. | Tıp eğitimi zorludur. |
تمت حماية حقوق المريض. | Hastanın hakları korundu. |
تم الحفاظ على السرية الطبية. | Tıbbi gizlilik korundu. |
تمت مناقشة إصلاح الرعاية الصحية. | Sağlık reformu tartışıldı. |
كانت الممارسة الطبية قائمة على الأدلة. | Tıbbi uygulama kanıta dayalıydı. |
تم احترام استقلالية المريض. | Hastanın özerkliğine saygı gösterildi. |
كان القرار الطبي مستنيرًا. | Tıbbi karar bilgilendirildi. |
تم تحسين الوصول إلى الرعاية الصحية. | Sağlık hizmetlerine erişim iyileştirildi. |
كان البحث الطبي رائدًا. | Tıbbi araştırma çığır açıcıydı. |
الفلسفة | Felsefe. |
الأخلاق. | Etik |
الأخلاق | Ahlak. |
أدرس الفلسفة. | Felsefe okuyorum. |
الأخلاق توجه السلوك. | Etik davranışı yönlendirir. |
الأخلاق معقدة. | Ahlak karmaşıktır. |
كان السؤال الفلسفي عميقًا. | Felsefi soru derindi. |
تمت مناقشة المعضلة الأخلاقية. | Ahlaki ikilem tartışıldı. |
طُبِّقَ المبدأ الأخلاقي. | Ahlaki ilke uygulandı. |
كانت الحجة الفلسفية مقنعة. | Felsefi argüman ikna ediciydi. |
تم تأسيس الإطار الأخلاقي. | Etik çerçeve oluşturuldu. |
كان الاستدلال الأخلاقي سليمًا. | Ahlaki muhakeme sağlamdı. |
أثرت التقاليد الفلسفية على الفكر. | Felsefi gelenek düşünceyi etkiledi. |
كان الاعتبار الأخلاقي مهمًا. | Etik değerlendirme önemliydi. |
صدر الحكم الأخلاقي. | Ahlaki yargı verildi. |
التحقيق الفلسفي استكشف المعنى. | Felsefi sorgulama anlamı inceledi. |
تم الالتزام بالمعيار الأخلاقي. | Etik standart korundu. |
تم الاعتراف بالقيمة الأخلاقية. | Ahlaki değer tanındı. |
المنظور الفلسفي كان فريدًا. | Felsefi bakış açısı benzersizdi. |
كان القرار الأخلاقي صعبًا. | Etik karar zordu. |
تم الوفاء بالواجب الأخلاقي. | Ahlaki yükümlülük yerine getirildi. |
كان النقاش الفلسفي شيقًا. | Felsefi söylem ilgi çekiciydi. |
تم اتباع الميثاق الأخلاقي. | Etik kurallara uyuldu. |
دُرِسَتْ الفلسفة الأخلاقية. | Ahlak felsefesi incelendi. |
كان المفهوم الفلسفي مجردًا. | Felsefi kavram soyuttu. |
تطورت النظرية الأخلاقية. | Etik teori geliştirildi. |
الفلسفة الأخلاقية توجه الفعل. | Ahlak felsefesi eylemi yönlendirir. |
كان التأمل الفلسفي عميقًا. | Felsefi yansıma derindi. |
كان المبدأ الأخلاقي عالميًا. | Etik ilke evrenseldi. |
كان التفكير الأخلاقي منطقيًا. | Ahlaki muhakeme mantıklıydı. |
أن ينظر | Bakmak. |
يلقي نظرة خاطفة | Göz atmak. |
التحديق | dik dik bakmak |
يتأمل | dik dik bakmak |
أن يقول | Söylemek. |
يهمس | Fısıldamak. |
يصرخ | bağırmak. |
يهمس | Mırıldanmak. |
أن يمشي | yürümek |
يتجول | rahatça yürümek |
يخطو بخطى واثقة | Uzun adımlarla yürümek. |
يمشي على مهل. | rahatça yürümek |
الجري | Koşmak. |
يجري بأقصى سرعة | Süratle koşmak. |
يجري بوتيرة معتدلة | yavaş tempoda koşmak |
ينطلق مسرعًا | hızla koşmak |
أن يفكر | düşünmek. |
يتأمل | Düşünüp taşınmak. |
يتأمل | derinlemesine düşünmek |
التشاور | dikkatlice düşünmek |
أن يشعر | Hissetmek. |
يشعر | Sezmek |
يدرك | kavramak |
أن يستوعب | Kavramak. |
يدرك | fark etmek. |
يعرف | bilmek. |
أن تكون على وعي. | Farkında olmak. |
يتعرف على | Tanımak |
أن تكون على دراية بـ | Bir şeye aşina olmak. |
فرضية | Hipotez. |
تجربة | Deney. |
نظرية | Teori. |
تم صياغة الفرضية. | Hipotez formüle edildi. |
تم تصميم التجربة. | Deney tasarlandı. |
تم التحقق من صحة النظرية. | Teori doğrulandı. |
تم تطبيق المنهج العلمي. | Bilimsel yöntem uygulandı. |
أُجري البحث بدقةٍ. | Araştırma titizlikle yürütüldü. |
تم جمع البيانات بشكل منهجي. | Veriler sistematik olarak toplandı. |
كان التحليل شاملاً. | Analiz kapsamlıydı. |
تمت معايرة معدات المختبر. | Laboratuvar ekipmanları kalibre edildi. |
كان الاكتشاف العلمي مهمًا. | Bilimsel keşif önemliydi. |
نُشِرَت نتائج البحث. | Araştırma bulguları yayımlandı. |
اكتملت عملية مراجعة الأقران. | Hakem değerlendirme süreci tamamlandı. |
استجاب المجتمع العلمي. | Bilim camiası yanıt verdi. |
كانت المنهجية سليمة. | Metodoloji sağlamdı. |
تمت معالجة سؤال البحث. | Araştırma sorusu ele alındı. |
خضعت الورقة العلمية لمراجعة الأقران. | Bilimsel makale hakem değerlendirmesinden geçti. |
ساهم البحث الأكاديمي في المعرفة. | Akademik araştırma bilgiye katkıda bulundu. |
كان التصميم التجريبي محكماً. | Deneysel tasarım kontrollüydü. |
تم قياس المتغيرات بدقة. | Değişkenler doğru bir şekilde ölçüldü. |
تم إجراء التحليل الإحصائي. | İstatistiksel analiz yapıldı. |
تم اتباع بروتوكول البحث. | Araştırma protokolüne uyuldu. |
كان البحث العلمي منهجيًا. | Bilimsel araştırma sistematikti. |
كان العمل المخبري دقيقًا. | Laboratuvar çalışması hassastı. |
كانت منهجية البحث صارمة. | Araştırma metodolojisi titizdi. |
كانت الأدلة العلمية مقنعة. | Bilimsel kanıtlar ikna ediciydi. |
كانت الدراسة الأكاديمية شاملة. | Akademik araştırma kapsamlıydı. |
كانت لتغادر. | O gitmiş olurdu. |
دفع الابتكار البحثي المجال إلى الأمام. | Araştırmadaki yenilik, alanı ilerletti. |
تم توسيع المعرفة العلمية. | Bilimsel bilgi genişletildi. |
كان التعاون البحثي مثمرًا. | Araştırma işbirliği verimliydi. |
كانت النتائج المختبرية قابلة للتكرار. | Laboratuvar bulguları yeniden üretilebilirdi. |
كان التحقيق العلمي شاملاً. | Bilimsel araştırma kapsamlıydı. |
كانت مساهمة البحث أصلية. | Araştırma katkısı özgündü. |
كان المنشور الأكاديمي مؤثرًا. | Akademik yayın etkiliydi. |
تحوّل النموذج العلمي. | Bilimsel paradigmada değişiklik oldu. |
تم التحقق من صحة منهجية البحث. | Araştırma metodolojisi doğrulandı. |
كان البحث المختبري رائدًا. | Laboratuvardaki araştırma çığır açıcıydı. |
كان التقدم العلمي كبيرًا. | Bilimsel ilerleme önemliydi. |
تم الاعتراف بتميز البحث العلمي. | Araştırma mükemmelliği tanındı. |
تم تمويل البحث الأكاديمي. | Akademik araştırma finanse edildi. |
تم الحفاظ على النزاهة العلمية. | Bilimsel bütünlük korundu. |
تم احترام أخلاقيات البحث. | Araştırma etiğine uyuldu. |
تم ضمان سلامة المختبر. | Laboratuvar güvenliği sağlandı. |
تم التحقق من الدقة العلمية. | Bilimsel doğruluk doğrulandı. |
تم تعزيز شفافية البحث. | Araştırma şeffaflığı teşvik edildi. |
كانت المنحة الأكاديمية صارمة. | Akademik araştırma titizdi. |
تعاون المجتمع العلمي. | Bilim camiası işbirliği yaptı. |
تم قياس أثر البحث. | Araştırmanın etkisi ölçüldü. |
كنت قد ذهبتُ. | Gitmiştim. |
كنت قد أكلتَ | Sen yemiştin. |
كان قد وصل. | O gelmişti. |
كانت قد غادرت. | O gitmişti. |
كنا قد رأينا. | Görmüştük. |
سأكون قد انتهيتُ. | Bitirmiş olacağım. |
ستكون قد وصلتَ. | Varmış olacaksın. |
سيكون قد غادر | O gitmiş olacak. |
ستكون قد أكملت. | O tamamlamış olacak. |
سنكون قد أنجزنا. | Başarmış olacağız. |
كنت سأذهب. | Gitmiş olurdum. |
لكنت قد أكلت | Yemiş olurdun. |
لَكانَ قَدْ وَصَلَ. | O gelmiş olurdu. |
كنا سنرى | Görmüş olurduk. |
لقد كنت أذهب. | Gidiyordum. |
كنتَ تأكل. | Yiyordun. |
كان يعمل | O çalışıyordu. |
كانت تدرس. | O çalışıyordu. |
لقد كنا ننتظر. | Bekliyor olmuştuk. |
سأكون قد كنت أعمل | Çalışıyor olacağım |
سوف تكون قد كنت تدرس. | Çalışıyor olacaksın. |
سيكون قد ظل ينتظر | Bekliyor olacak. |
ستكون قد ظلت تقرأ. | O okuyor olacak. |
سنكون قد كنا مسافرين. | Seyahat ediyor olacağız. |
كنت سأكون ذاهبًا. | Gidiyor olurdum. |
كنتَ ستظل تأكل. | Yiyor olurdun. |
لَكانَ يعملُ. | Çalışıyor olacaktı. |
كانت ستكون تدرس. | O ders çalışıyor olurdu. |
كنا سنكون في انتظار | Bekliyor olacaktık. |
بعد أن انتهيتُ، غادرتُ. | Bitirdikten sonra ayrıldım. |
بعد أن وصلنا، استرحنا. | Vardıktan sonra dinlendik. |
بعد أن ذاكرت، نجحت. | Çalıştığı için geçti. |
بعد أن عمل، استرخى. | Çalıştıktan sonra dinlendi. |
بعد أن قرأتُ، فهمتُ. | Okuduktan sonra anladım. |
لو ذهبتُ، لأخبرك. | Gitsem, seni bilgilendirirdim. |
لو كنت أعلم، لتصرّفتُ بشكل مختلف. | Bunu bilmiş olsaydım, farklı davranırdım. |
إذا احتجت إلى مساعدة، يرجى الاتصال بنا. | Yardıma ihtiyaç duymanız halinde, lütfen bizimle iletişime geçin. |
لولا مساعدتك لكنت قد فشلت. | Yardımın olmasaydı başarısız olurdum. |
لو كان ذلك ممكنًا، لكنا قد حضرنا. | Eğer mümkün olsaydı, katılırdık. |
لو اختلفت الظروف لاختلفت النتيجة. | Koşullar farklı olsaydı, sonuç değişirdi. |
إذا دعت الحاجة، سنستجيب. | Gerekirse yanıt vereceğiz. |
لو كنا قد علمنا، لَكُنّا قد استعدّنا. | Keşke bilseydik, hazırlık yapardık. |
لو اعتبر المرء العواقب. | Birisi sonuçları düşünse. |
لكان أفضل لو ظللت صامتًا. | Senin sessiz kalman daha iyi olurdu. |
ليت الأمر غير ذلك. | Keşke durum farklı olsaydı. |
لو كنتُ مكانك، لأعدت النظر. | Senin yerinde olsam, tekrar düşünürdüm. |
إن صحّ التعبير، الوضع معقّد. | Tabiri caizse, durum karmaşık. |
مهما كان الأمر كذلك، يجب أن نمضي قدمًا. | Durum böyle olsa da, ilerlemeliyiz. |
مهما حدث، سنثابر. | Ne olursa olsun, sebat edeceğiz. |
ولو كان متواضعًا، فلا مكان مثل البيت. | Her ne kadar mütevazı olsa da, ev gibisi yok. |
يكفي أن نقول إن الأمر قد حُسم. | Şunu söylemek yeterli: mesele çözüldü. |
لا يليق بي أن أنتقد. | Eleştirmek bana düşmez. |
فليكن كذلك. | Öyle olsun. |
أطروحة | Tez. |
أطروحة | Tez. |