ذكي | Zeki. |
حكيم. | Bilge. |
حرية | Özgürlük. |
عدالة | Adalet |
المساواة | Eşitlik. |
ديمقراطية | Demokrasi |
الحقيقة | Hakikat. |
جمال | Güzellik |
حكمة | Bilgelik |
الشجاعة. | Cesaret. |
الحرية أساسية. | Özgürlük esastır. |
يجب أن تتحقق العدالة. | Adalet yerini bulmalı. |
نحن نقاتل من أجل المساواة. | Eşitlik için mücadele ediyoruz. |
الديمقراطية تتطلب المشاركة. | Demokrasi katılım gerektirir. |
الحقيقة مهمة. | Gerçek önemlidir. |
الجمال نسبي. | Güzellik özneldir. |
الحكمة تأتي مع الخبرة. | Bilgelik deneyimle gelir. |
الشجاعة جديرة بالإعجاب. | Cesaret takdire şayandır. |
نحن نُقدّر الحرية. | Özgürlüğe değer veriyoruz. |
مفهوم العدالة. | Adalet kavramı. |
المساواة حق. | Eşitlik bir haktır. |
الديمقراطية هشة. | Demokrasi kırılgandır. |
نحن نبحث عن الحقيقة. | Gerçeği arıyoruz. |
الجمال يلهمنا. | Güzellik bize ilham verir. |
الحكمة تهدي القرارات. | Bilgelik kararları yönlendirir. |
الشجاعة تتغلب على الخوف. | Cesaret korkuyu yener. |
حرية التعبير | İfade özgürlüğü. |
العدالة الاجتماعية. | Sosyal adalet. |
المساواة بين الجنسين. | Cinsiyet eşitliği. |
القيم الديمقراطية. | Demokratik değerler. |
الحقيقة المطلقة. | Mutlak gerçek. |
الجمال الداخلي. | İç güzellik. |
وفقًا للأبحاث. | Araştırmaya göre. |
استنادًا إلى النتائج. | Bulgulara dayanarak. |
تشير الأدلة إلى ذلك. | Kanıtlar göstermektedir. |
يمكن القول إنّ | Böyle iddia edilebilir. |
الاختصاص القضائي | yargı yetkisi |
الإجراءات القانونية الواجبة | hukuki usul |
أمر إحضار | Habeas corpus |
اتفاق الاعتراف بالذنب | Suçunu kabul etme anlaşması |
الملاحقة القضائية | Kovuşturma |
دفاع. | Savunma. |
البراءة | Beraat. |
صحفي | Gazeteci. |
مقال. | Makale. |
صحيفة | Gazete. |
التلفزيون | Televizyon. |
أقرأ الصحيفة يوميًا. | Her gün gazete okurum. |
نُشر المقال. | Makale yayınlandı. |
أنا أشاهد الأخبار. | Haberleri izliyorum. |
أجرى الصحفي مقابلة معه. | Gazeteci onunla röportaj yaptı. |
ناقشنا الأحداث الجارية. | Güncel gelişmeleri tartıştık. |
أُذيع التقرير. | Rapor yayınlandı. |
أنا أتابع وسائل التواصل الاجتماعي. | Sosyal medyayı takip ediyorum. |
انتشر المنشور على نطاق واسع. | Gönderi viral oldu. |
شاركنا المعلومات. | Bilgiyi paylaştık. |
تم حذف التعليق. | Yorum silindi. |
أنا أنشئ محتوى. | İçerik üretiyorum. |
تم رفع الفيديو. | Video yüklendi. |
أطلقنا حملة. | Bir kampanya başlattık. |
الإعلان كان فعالًا. | Reklam etkiliydi. |
أنا أقدّم عرضًا تقديميًا. | Bir sunum yapıyorum. |
كان الخطاب ملهمًا. | Konuşma ilham vericiydi. |
نقلنا الرسالة. | Mesajı ilettik. |
عُقد المؤتمر الصحفي. | Basın toplantısı yapıldı. |
أكتب تدوينة في المدونة. | Bir blog yazısı yazıyorum. |
تم تسجيل البودكاست. | Podcast kaydedildi. |
قمنا بتحليل الجمهور. | Hedef kitleyi analiz ettik. |
كانت التغطية الإعلامية واسعة. | Medya kapsamı genişti. |
أنا أحرر الفيديو. | Videoyu düzenliyorum. |
تم إجراء المقابلة. | Röportaj yapıldı. |
نشرنا القصة. | Haberi yayımladık. |
كان العنوان جذابًا. | Manşet dikkat çekiciydi. |
أنا أدير وسائل التواصل الاجتماعي. | Sosyal medyayı yönetiyorum. |
ارتفع معدل التفاعل. | Etkileşim oranı arttı. |
وصلنا إلى جمهورنا المستهدف. | Hedef kitlemize ulaştık. |
نجحت استراتيجية الاتصال. | İletişim stratejisi işe yaradı. |
أنا أتابع التعليقات. | Geri bildirimi izliyorum. |
كانت الرسالة واضحة. | Mesaj açıktı. |
حسّنّا تواصلنا. | İletişimimizi geliştirdik. |
تم التعرف على العلامة التجارية. | Marka tanındı. |
أنا أكتب بيانًا صحفيًا. | Basın bülteni yazıyorum. |
كان الاهتمام الإعلامي إيجابياً. | Medyanın ilgisi olumluydu. |
يُقْرَأُ الكتابُ من قبل الطلاب. | Kitap öğrenciler tarafından okunur. |
بُنِيَ البيتُ في العام الماضي. | Ev geçen yıl inşa edildi. |
سوف يُرسَلُ الرسالة غدًا. | Mektup yarın gönderilecek. |
يتم حل المشكلة. | Sorun çözülüyor. |
تم اتخاذ القرار أمس. | Karar dün verildi. |
تُتَكَلَّم اللغة الفرنسية هنا | Burada Fransızca konuşulur. |
يُقال إنه غني. | Onun zengin olduğu söyleniyor. |
يُعتقد أنها غادرت. | Onun gittiğine inanılıyor. |
فُتِحَ الباب | Kapı açıldı. |
أُغلقت النافذة. | Pencere kapatıldı. |
أُصْلِحَت السيارة. | Araba tamir edildi. |
وُقِّعَ المستند. | Belge imzalandı. |
أُلغي الاجتماع. | Toplantı iptal edildi. |
سيُستكمل المشروع الشهر المقبل. | Proje gelecek ay tamamlanacak. |
التقرير يُكتب. | Rapor yazılıyor. |
تم تجديد المبنى. | Bina yenilenmiştir. |
سيتم مراجعة الاقتراح الأسبوع المقبل. | Teklif gelecek hafta incelenecek. |
لوحظ الخطأ على الفور. | Hata hemen fark edildi. |
أُعلِنَت الأخبار أمس. | Haber dün açıklandı. |
يجب أن يُجابَ السؤال. | Soru cevaplanmalıdır. |
يجب أن يُكتمل العمل بحلول يوم الجمعة. | İş Cuma gününe kadar tamamlanmalıdır. |
يتم التحقيق في المسألة. | Sorun inceleniyor. |
نُشرت النتائج. | Sonuçlar yayımlanmıştır. |
تم توقيع العقد من قبل كلا الطرفين. | Sözleşme her iki taraf tarafından imzalandı. |
تم إخراج الفيلم من قبل مخرج مشهور. | Film ünlü bir yönetmen tarafından yönetildi. |
تم إثبات النظرية. | Teori kanıtlanmıştır. |
يُعالَج الطلب. | Başvuru işleniyor. |
تمت الموافقة على التغييرات من قبل اللجنة. | Değişiklikler komite tarafından onaylandı. |
يجب أن تُعالَج المشكلة. | Sorunun ele alınması gerekiyor. |
من المتوقع أن يتم إنجاز العمل. | İşin tamamlanması bekleniyor. |
يُقال إنَّ التقرير قد قُدِّم. | Raporun teslim edildiği söyleniyor. |
يُعتقد أن المبنى قد بُني في القرن التاسع عشر. | Binanın 1800'lerde inşa edildiğine inanılıyor. |
تُعْتَبَرُ القضية محلولة. | Sorun çözülmüş sayılmaktadır. |
يُعتقد أن الاقتراح قد رُفض. | Önerinin reddedildiği düşünülüyor. |
المسألة معروفة بأنها نوقشت. | Konunun tartışıldığı biliniyor. |
يُفهم أن القرار قد تمّ. | Kararın verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. |
يُذكر أن المشكلة قد حُلت. | Sorunun çözüldüğü bildiriliyor. |
يُزعم أن الوثيقة قد زُوّرت. | Belgenin sahte olduğu iddia ediliyor. |
من المفترض أن يُنجَز المشروع بحلول الشهر القادم. | Projenin gelecek aya kadar bitirilmesi bekleniyor. |
من المقرر عقد الاجتماع غدًا. | Toplantının yarın yapılması planlanıyor. |
من المحتمل أن يُنشر الكتاب العام المقبل. | Kitabın gelecek yıl yayımlanması muhtemeldir. |
لا بد أن تُجرى تحقيقات في القضية. | Dava kesinlikle soruşturulacaktır. |
من المؤكد أن تُحَلّ المسألة. | Konunun çözüleceği kesindir. |
بعد أن تم إبلاغنا بالتغييرات، عدّلنا خططنا. | Değişikliklerden haberdar edildikten sonra planlarımızı ayarladık. |
بعد أن نُبّهوا إلى الخطر، اتخذوا احتياطات. | Tehlike konusunda uyarılmış olarak önlem aldılar. |
بعد أن أُنجزَ العملُ، تمكنا أخيرًا من الراحة. | İş tamamlanmış olduğundan, nihayet dinlenebildik. |
يُعتقد على نطاق واسع أن النظرية صحيحة. | Teorinin doğru olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır. |
لقد تم اقتراح أن نعيد النظر في نهجنا. | Yaklaşımımızı yeniden gözden geçirmemiz önerildi. |
ليتني كنت أعلم. | Keşke bilseydim. |
ليتني درستُ أكثر. | Keşke daha çok çalışmış olsaydım. |
أفضل لو أنك قد أخبرتني. | Bana söylemiş olmanı tercih ederdim. |
من المؤسف أنه كان قد رحل. | Keşke gitmemiş olsaydı. |
أندم على أنها لم تأتِ. | Keşke o gelmiş olsaydı. |
أنا آسف لأنهم قد ذهبوا بالفعل. | Keşke onlar çoktan gitmiş olmasalardı. |
الأناوية. | Egoizm. |
من المؤسف أننا قد فاتنا القطار. | Keşke treni kaçırmamış olsaydık. |
ليتني كنت هناك. | Keşke orada olsaydım. |
يا ليتك اتصلت مبكرًا. | Keşke daha erken aramış olsaydın. |
كنت أفضل لو أنه كان قد بقي. | Onun kalmış olmasını tercih ederdim. |
من المؤسف أنها قد نسيت. | Keşke unutmuş olmasaydı. |
ليتنا التقينا في وقتٍ أبكر. | Keşke daha önce tanışmış olsaydık. |
لو استمعت إلى نصيحتك. | Keşke senin tavsiyeni dinlemiş olsaydım. |
أندم أنني لم أكن قد فهمت | Keşke anlamış olsaydım. |
من المؤسف أنهم لم يكونوا قد استعدوا. | Keşke hazırlanmış olsalardı. |
ليتني قد اغتنمت الفرصة. | Keşke fırsatı değerlendirmiş olsaydım. |
لو أننا كنا قد عرفنا الحقيقة. | Keşke gerçeği bilmiş olsaydık. |
كنت أتمنى لو كنتَ حاضرًا. | Orada bulunmuş olmanı isterdim. |
من المؤسف أنه لم يكن قد أخبرنا | Onun bizi bilgilendirmemiş olması üzücü. |
يا ليت الأمور كانت مختلفة. | Keşke her şey farklı olsaydı. |
الأخلاق | Etik. |
الأخلاق. | Ahlak. |
الفضيلة | Erdem |
مأزق أخلاقي | Ahlaki ikilem. |
الضمير | Vicdan. |
مبدأ | İlke. |
قيمة | Değer. |
اعتقاد | İnanç. |
مذهب | Doktrin |
نظرية | Kuram |
نموذج | Paradigma |
الميتافيزيقا | Metafizik |
نظرية المعرفة | Epistemoloji |
علم الوجود | Ontoloji. |
المنطق | Mantık. |
الاستدلال | Akıl yürütme. |
حجة | Argüman. |
مقدمة. | öncül |
الاستنتاج. | Sonuç. |
الاستنتاج | Tümdengelim. |
الاستقراء. | Tümevarım |
مغالطة | Safsata. |
مفارقة | Paradoks. |
الوجودية | Varoluşçuluk |
النفعية | Faydacılık. |
الواجبية | Deontoloji |
النسبية | Görecilik. |
المطلقية | Mutlakçılık. |
الحكومة | Hükümet. |
السياسة. | Siyaset |
الانتخابات | Seçim |
صوت | Oy. |
مواطن | Vatandaş |
صَوَّتُ في الانتخابات. | Seçimde oy verdim. |
تم انتخاب الحكومة. | Hükümet seçildi. |
ناقشنا السياسة. | Siyaseti tartıştık. |
للمواطن حقوق. | Vatandaşın hakları vardır. |
تم إقرار القانون. | Yasa kabul edildi. |
نحن بحاجة إلى إصلاح اجتماعي. | Sosyal reforma ihtiyacımız var. |
تم تنفيذ السياسة. | Politika uygulandı. |
أنا مهتم بالسياسة. | Siyasetle ilgileniyorum. |
كان النقاش محتدماً. | Tartışma hararetliydi. |
نحن ندعم المرشح. | Adayı destekliyoruz. |
صوّت البرلمان. | Parlamento oy kullandı. |
أنا مواطن. | Ben bir vatandaşım. |
تمت حماية الحقوق. | Haklar korundu. |
نحتاج إلى التغيير. | Değişime ihtiyacımız var. |
المجتمع يتطور. | Toplum gelişiyor. |
أنا أشارك في الديمقراطية. | Demokrasiye katılıyorum. |
تمت معالجة القضية. | Sorun ele alındı. |
نظمنا احتجاجًا. | Bir protesto düzenledik. |
اكتسبت الحركة دعماً. | Hareket destek kazandı. |
أنا قلق بشأن المجتمع. | Toplum hakkında endişeliyim. |
اجتمع المجتمع. | Topluluk bir araya geldi. |
نحن ندافع عن الحقوق. | Hakları savunuyoruz. |
تم اقتراح التشريع. | Yasa tasarısı teklif edildi. |
أنا أتابع الحملة الانتخابية. | Kampanyayı takip ediyorum. |
الرأي العام مهم. | Kamuoyu önemlidir. |
أريدك أن تكون سعيدًا. | Mutlu olmanı istiyorum. |
من المهم أن نصل في الوقت المحدد. | Vaktinde varmamız önemli. |
أنا سعيد أن تكون هنا. | Burada olduğun için mutluyum. |
أشك في أنه سيأتي. | Geleceğinden şüphe duyuyorum. |
من الضروري أن تدرسَ. | Gerekli ki o çalışsın. |
أخشى أن تمطر. | Yağmur yağacağından korkuyorum. |
من الممكن أن يكون على حق. | Onun haklı olması mümkün. |
أنا متفاجئٌ لأنك غادرتَ. | Gittiğine şaşırıyorum. |
من الضروري أن ننهي. | Bitirmemiz gerekir. |
لا أظن أنها ستوافق. | Onun kabul edeceğini sanmıyorum. |
من الأفضل أن تعرف. | Sen bilsen daha iyi olur. |
أنا آسف لأنك مريض. | Hasta olduğuna üzüldüm. |
من الغريب أنه لم يتصل. | Onun aramaması garip. |
أتمنى أن تنجح. | Umarım başarırsın. |
من غير المحتمل أن تأتي. | Onun gelmesi pek olası değil. |
أخشى أن يتأخر. | Geç kalabileceğinden endişeliyim. |
من الضروري أن نتحرك الآن. | Şimdi harekete geçmemiz çok önemli. |
يسعدني أنك هنا. | Burada olduğuna çok memnunum. |
من الضروري أن نغادر. | Gitmemiz gerekiyor. |
أنا حزين لأنهم لم يأتوا. | Gelmediklerine üzüldüm. |
قبل أن تغادر، أخبرني. | Gitmeden önce bana söyle. |
ما لم تدرس، فلن تنجح. | Çalışmazsan geçemezsin. |
سأشرح لكي تفهم. | Anlasın diye açıklayacağım. |
أبحث عن شخص يمكنه المساعدة. | Yardımcı olabilecek birini arıyorum. |
لا أحد يعلم. | Bilen kimse yok. |
من الضروري أن يُبلَّغ فورًا. | Onun derhal bilgilendirilsin. |
أوصي بأن تؤخذ بعين الاعتبار لهذا المنصب. | Onun bu pozisyon için değerlendirilmesini öneriyorum. |
من الضروري أن يُحَلَّ الأمر. | Bu meselenin çözülmesi hayati önemlidir. |
أقترح أن يُمنحَ فرصة أخرى. | Onun bir şans daha verilmesini öneriyorum. |
من الأفضل أن تكون حاضراً. | Orada bulunman tavsiye edilir. |
أطالب بأن تُعالَجَ المسألة. | Talep ediyorum ki konu ele alınsın. |
من الأفضل أن يتم إبلاغنا مسبقًا. | Önceden bize haber verilmesi tercih edilir. |
أطلب أن يُراجَعَ المستند. | Belgenin gözden geçirilmesini talep ediyorum. |
من الضروري أن يتم الالتزام بالموعد النهائي. | Son teslim tarihine uyulması hayati önem taşır. |
أصرّ على أن يتبع الإجراء. | Prosedürün izlenmesini ısrarla talep ediyorum. |
من الضروري أن تُستوفى جميع المتطلبات. | Tüm gerekliliklerin yerine getirilmesi şarttır. |
أقترح أن تُشكَّلَ لجنة. | Bir komite kurulmasını öneriyorum. |
يوصى بأن تُتَّخذ الاحتياطات. | Önlemlerin alınması tavsiye edilir. |
ذكي | Zeki. |
أحث على أن يُتَّخذ إجراء على الفور. | Derhal harekete geçilmesini talep ediyorum. |
من الضروري أن تُنفَّذَ تدابير. | Önlemlerin uygulanması gerekir. |
أطلب أن يُقدَّم التقرير بحلول يوم الجمعة. | Raporun Cuma'ya kadar teslim edilmesini istiyorum. |
من الضروري أن تُراعى بروتوكولات السلامة. | Güvenlik protokollerine uyulması zorunludur. |
كبير. | Büyük. |
كبير. | Büyük. |
ضخم. | Devasa |
أن ينظر. | Bakmak. |
يشاهد | izlemek. |
أن يرى | Görmek. |
أن يقول | Söylemek. |
أن يخبر | Söylemek. |
التحدث | Konuşmak. |
يتكلم | Konuşmak. |
سعيد | Mutlu |
مبتهج | Neşeli. |
قانع. | İçerik. |
التفكير | Düşünmek. |
يتأمل | düşünüp taşınmak. |
يعتبر | Düşünmek. |
سريع | Hızlı. |
سريع. | Hızlı. |
سريع | Hızlı. |
جميل. | Güzel. |
جميل | Güzel. |
خلّاب | Muhteşem. |
أن يفهم | Anlamak. |
أن يفهم | Kavramak. |
أن يدرك | Kavramak. |
مساعدة | Yardım etmek. |
يساعد | Yardım etmek. |
أن يساعد | yardım etmek |
أن يدعم | Desteklemek. |
غاضب | Kızgın. |
غاضب جدًا | Öfkeli. |
غاضب جدًا | öfkeli |
مستشيط غضبًا | Öfkeli. |
صغير. | Küçük. |
صغير جدًا. | Minik. |
صغير جدًا | Çok küçük. |
المشي | yürümek. |
التنزه | Dolaşmak. |
يتجول | Dolaşmak. |
يمشي على مهل. | Rahatça yürümek. |
ذكي | Akıllı. |
البرمجيات | Yazılım. |
الإنترنت | İnternet |
موقع إلكتروني | Web sitesi |
البريد الإلكتروني | E-posta. |
أستخدم حاسوبي يوميًا. | Her gün bilgisayarımı kullanıyorum. |
تم تحديث البرنامج. | Yazılım güncellendi. |
أنا أتصفح الإنترنت. | İnternette geziniyorum. |
الموقع قيد التحميل. | Web sitesi yükleniyor. |
أرسلت رسالة إلكترونية. | Bir e-posta gönderdim. |
تم تغيير كلمة المرور. | Şifre değiştirildi. |
نحتاج إلى عمل نسخة احتياطية للبيانات. | Verileri yedeklememiz gerekiyor. |
تعطل النظام. | Sistem çöktü. |
أنا أقوم بتنزيل ملف. | Bir dosya indiriyorum. |
الاتصال بطيء. | Bağlantı yavaş. |
نحن نستخدم التخزين السحابي. | Bulut depolama kullanıyoruz. |
تم تثبيت التطبيق. | Uygulama yüklendi. |
أنا أبرمج. | Kod yazıyorum. |
الخوارزمية فعالة. | Algoritma verimlidir. |
طوّرنا ميزة جديدة. | Yeni bir özellik geliştirdik. |
أُجريت التجربة. | Deney gerçekleştirildi. |
اختُبرت الفرضية. | Hipotez test edildi. |
قمنا بتحليل النتائج. | Sonuçları analiz ettik. |
تم إثبات النظرية. | Teori kanıtlandı. |
أنا أدرس الفيزياء. | Fizik çalışıyorum. |
تم تحديد الجزيء. | Molekül tanımlandı. |
أجرينا بحثًا. | Araştırma yaptık. |
نُشِرَ الاكتشاف. | Keşif yayımlandı. |
أنا أعمل في المختبر. | Laboratuvarda çalışıyorum. |
تم تحليل العينة. | Numune analiz edildi. |
نحتاج إلى مزيد من البيانات. | Daha fazla veriye ihtiyacımız var. |
حُلَّت المعادلة. | Denklem çözüldü. |
أنا أقرأ مقالًا علميًا. | Bilimsel bir makale okuyorum. |
تم شرح المنهجية. | Metodoloji açıklandı. |
تحققنا من النتائج. | Sonuçları doğruladık. |
تم تقديم طلب براءة الاختراع. | Patent başvurusu yapıldı. |
أنا أستخدم الذكاء الاصطناعي. | Yapay zeka kullanıyorum. |
تم تحديث قاعدة البيانات. | Veritabanı güncellendi. |
نفذنا حلاً. | Bir çözüm uyguladık. |
كان الابتكار ناجحًا. | İnovasyon başarılı oldu. |
قد يجادل البعض بأن. | Şöyle iddia edilebilir ki. |
من الجدير بالذكر أن. | Şunu belirtmek gerekir ki. |
يجب التأكيد على أن | Vurgulanmalıdır ki. |
من المهم الاعتراف. | Bunu kabul etmek önemlidir. |
هذا يطرح تساؤلاً حول | Bu, şu soruyu gündeme getirir. |
يبقى أن نرى ما إذا | Bunun olup olmadığı henüz belli değildir. |
تُظهر الدراسة. | Çalışma göstermektedir. |
تشير البيانات. | Veriler göstermektedir. |
تُظْهِرُ النتائج. | Sonuçlar ortaya koymaktadır. |
يُظهر التحليل. | Analiz gösteriyor. |
يبدو أن | Görünmektedir ki. |
يبدو معقولًا أن. | Muhtemel görünmektedir ki. |
هناك ما يدعو إلى الاعتقاد | İnanmak için gerekçe vardır. |
يمكن تصوّر أن | Düşünülebilir ki. |
إلى حدٍ ما. | Belli bir ölçüde. |
في هذا السياق. | Bu bağlamda. |
فيما يتعلق بـ. | İle ilgili olarak. |
من حيث | Açısından. |
فيما يتعلق بـ | ile ilgili olarak. |
في ضوء | ışığında |
بالنظر إلى أن | Göz önüne alındığında. |
بشرط أن | şartıyla. |
على افتراض أن | Farz edersek |
مع ذلك. | Buna rağmen. |
مع أنّ | Her ne kadar |
حنين إلى الماضي | Nostaljik. |
شَجِين | Melankolik. |
منتشٍ | Euforik. |
غير مبالٍ | kayıtsız |
أشعر بالحنين إلى الماضي. | Nostaljik hissediyorum. |
هي كئيبة. | O melankolik. |
كان في نشوة. | O coşkuyla doluydu. |
أشعر باللامبالاة. | Kayıtsız hissediyorum. |
أنا مغلوب على أمري. | Bunalmış hissediyorum. |
هي راضية. | O memnun. |
هو يشعر بالرضا. | Kendini tatmin olmuş hissediyor. |
أنا قلق. | Endişeliyim. |
هي هادئة. | O huzurlu. |
يشعر بصراع داخلي. | Kendini çelişkili hissediyor. |
أنا مسرور للغاية. | Coşkuyla doluyum. |
هي يائسة. | O umutsuzluğa kapılmış. |
هو يشعر بمشاعر متضاربة. | O ikircikli hissediyor. |
أنا في قمة الابتهاج. | Çok coşkuluyum. |
هي متأملة. | O düşünceli. |
هو يشعر بالضعف. | Kendini savunmasız hissediyor. |
أنا قادر على الصمود. | Dayanıklıyım. |
هي متعاطفة. | O empatik. |
يشعر بالتمكين. | Kendini güçlü hissediyor. |
أنا متأمل | İçe dönüküm. |
هي شغوفة. | O tutkulu. |
هو يشعر بالتحرر. | O kendini özgür hissediyor. |
أنا متأمّل. | Düşünceliyim. |
هي متأملة. | O düşünceli. |
هو يشعر بالإلهام. | İlham dolu hissediyor. |
أنا في سلام. | Huzurluyum. |
أن يكون له قلب من ذهب | Altın kalpli olmak. |
أن تكون في قمة السعادة. | Dört köşe olmak. |
ضرب عصفورين بحجر واحد | Bir taşla iki kuş vurmak. |
الكرة في ملعبك | Top artık sende. |
أن تكون في مكان شخص ما | Birinin yerinde olmak. |
أن يصيب في الصميم | Lafı tam yerinde söylemek. |
أن تأتي متأخراً خير من ألا تأتي أبداً. | Geç olsun, güç olmasın. |
لا تحكم على الكتاب من غلافه. | Bir kitabı kapağına göre yargılama. |
لكل سحابةٍ جانبٌ مشرق | Her şerde bir hayır vardır. |
الأفعال أبلغ من الأقوال. | Eylemler sözlerden daha etkilidir. |
كسر الجليد | Buzları eritmek. |
أن يكون أمراً سهلاً للغاية. | Çocuk oyuncağı olmak. |
أن يكلف ثروة | Çok pahalıya mal olmak. |
أن تكون منصتًا تمامًا | Kulak kesilmek. |
نادراً ما يحدث | Kırk yılda bir. |
يفشي السر | Baklayı ağzından çıkarmak |
مشغول كالنحلة. | Arı gibi meşgul olmak. |
ماهر في العناية بالنباتات | Bitki yetiştirmede usta olmak. |
أن نكون في نفس القارب | Aynı gemide olmak. |
يغض الطرف عن | görmezden gelmek |
يبتلع الطعم المر | dişini sıkmak |
يسهر حتى الفجر | Gece geç saatlere kadar çalışmak |
معدل الفائدة | Faiz oranı |
أن نُنهي العمل لهذا اليوم. | Bugünlük bu kadar. |
يختصر الطريق. | Kolaya kaçmak. |
لِبَدْءِ الأُمورِ | İşi başlatmak. |
يبذل جهداً إضافياً | Elinden gelenin fazlasını yapmak |
أن يذاكر بجد | Kitaplara gömülmek. |
حافظ على رأسك مرفوعًا | Başını dik tutmak |
يتعلم خفايا العمل | İşin inceliklerini öğrenmek. |
أن يكسب ما يكفي لتغطية نفقاته | geçimini sağlamak |
يمزح مع شخص ما | birisiyle dalga geçmek |
أن يتفقا في الرأي | aynı fikirde olmak |
أن يبقى على الحياد | iki arada bir derede kalmak |
يفشي السرّ | Ağzından kaçırmak. |
أن تأخذ الأمر بحبة ملح | şüpheyle karşılamak |
أن يستسلم | Havlu atmak. |
أن يستوعب الأمر | kafasını bir şeye yormak |
يوم القيامة. | Domuzlar uçtuğunda. |
الفيل في الغرفة. | Odadaki fil. |
الكتاب الذي تحدثت عنه. | Bahsettiğim kitap. |
الشخص الذي كتبت إليه. | Yazdığım kişi. |
البيت الذي سكنّا فيه. | İçinde yaşadığımız ev. |
السبب الذي من أجله غادر | Ayrıldığı sebep. |
الطريقة التي حلت بها. | Onu nasıl çözdüğü. |
اللحظة التي تغير فيها كل شيء. | Her şeyin değiştiği an. |
البلد الذي جاؤوا منه. | geldikleri ülke |
الطريقة التي نجحنا بها. | Başarmamızı sağlayan yöntem. |
الفترة التي حدثت خلالها. | Onun gerçekleştiği dönem. |
النقطة التي توقفنا عندها. | Durduğumuz nokta. |
المدى الذي يهمّ. | önemli olduğu ölçü |
الدرجة التي فهمها. | Anladığı derece |
الوسائل التي نتواصل بها. | İletişim kurmamızı sağlayan araçlar. |
الغرض الذي خُلِق من أجله. | Yaratıldığı amaç. |
الظروف التي حدثت فيها | Gerçekleştiği koşullar. |
الظروف التي عملنا فيها. | Çalıştığımız koşullar. |
الوقت الذي وصلنا فيه. | Geldiğimiz zaman. |
المكان الذي التقينا فيه. | Buluştuğumuz yer. |
السبب الذي دفعه إلى فعل ذلك. | Bunu yapmasının nedeni. |
الطريقة التي شرحت بها ذلك. | Onun bunu açıkladığı şekilde. |
فن | Sanat. |
الرسم | Resim |
الأدب | Edebiyat |
مسرح | Tiyatro. |
متحف | Müze |
أحب الفن. | Sanatı seviyorum. |
اللوحة جميلة. | Tablo güzel. |
نحن نقرأ الأدب. | Edebiyat okuruz. |
أنا ذاهب إلى المسرح. | Tiyatroya gidiyorum. |
زرنا المتحف. | Müzeyi ziyaret ettik. |
أبدع الفنان تحفة فنية. | Sanatçı bir başyapıt yarattı. |
أدرس تاريخ الفن. | Sanat tarihi okuyorum. |
كان المعرض رائعًا. | Sergi etkileyiciydi. |
حضرنا حفلة موسيقية. | Bir konsere katıldık. |
كان العرض رائعًا. | Performans olağanüstüydü. |
أنا أكتب رواية. | Bir roman yazıyorum. |
نُشِرَت القصيدة. | Şiir yayımlandı. |
نحن نقدّر الثقافة. | Kültüre değer veriyoruz. |
المنحوتة عصرية. | Heykel modern. |
أتعلم عن الحركات الفنية. | Sanat akımlarını öğreniyorum. |
افتتح المعرض. | Galeri açıldı. |
ناقشنا العمل الفني. | Eseri tartıştık. |
الأسلوب فريد. | Tarzı benzersiz. |
أنا مُلهَمٌ بالفن. | Sanattan ilham alıyorum. |
كان الحدث الثقافي ناجحًا. | Kültürel etkinlik başarılı geçti. |
نحافظ على التراث. | Kültürel mirası koruyoruz. |
يستمر التقليد. | Gelenek devam ediyor. |
أنا أستكشف ثقافات مختلفة. | Farklı kültürleri keşfediyorum. |
تم الاحتفال بالمهرجان. | Festival kutlandı. |
نحن نُقدّر التعبير الفني. | Sanatsal ifadeye değer veriyoruz. |
شركة | Şirket |
الأعمال | İşletme |
اجتماع | Toplantı |
عقد | Sözleşme. |
الاستثمار | Yatırım |
الربح | kâr |
خسارة | Zarar |
حساب بنكي | Banka hesabı. |
قرض | Kredi |
الإيثار | özgecilik |
لدي اجتماع عمل. | İş toplantım var. |
نحتاج إلى التوقيع على العقد. | Sözleşmeyi imzalamamız gerekiyor. |
حققت الشركة ربحًا. | Şirket kâr etti. |
فتحت حسابًا بنكيًا. | Banka hesabı açtım. |
قدّمنا طلبًا للحصول على قرض. | Kredi için başvurduk. |
سعر الفائدة مرتفع. | Faiz oranı yüksek. |
نحن بحاجة إلى زيادة المبيعات. | Satışları artırmamız gerekiyor. |
السوق تنافسية. | Piyasa rekabetçi. |
أطلقنا منتجًا جديدًا. | Yeni bir ürün piyasaya sürdük. |
تمت الموافقة على الميزانية. | Bütçe onaylandı. |
أحتاج إلى التحقق من الرصيد. | Bakiyeyi kontrol etmem gerekiyor. |
نحن نتفاوض على السعر. | Fiyatı müzakere ediyoruz. |
تم إبرام الصفقة. | Anlaşma kapatıldı. |
لدينا شراكة. | Bir ortaklığımız var. |
ارتفع سعر السهم. | Hisse senedi fiyatı arttı. |
نحتاج إلى خفض التكاليف. | Maliyetleri azaltmamız gerekiyor. |
أُرسلت الفاتورة. | Fatura gönderildi. |
لقد استلمنا الدفعة. | Ödemeyi aldık. |
التقرير المالي جاهز. | Mali rapor hazır. |
نحن نوسع عملنا. | İşletmeyi genişletiyoruz. |
تم الإعلان عن الاندماج. | Birleşme duyuruldu. |
نحتاج إلى تحليل البيانات. | Verileri analiz etmemiz gerekiyor. |
تمت مناقشة الاستراتيجية. | Strateji tartışıldı. |
حققنا أهدافنا. | Hedeflerimize ulaştık. |
النتائج الفصلية إيجابية. | Çeyreklik sonuçlar olumlu. |
نحتاج إلى تحسين الكفاءة. | Verimliliği artırmamız gerekiyor. |
العميل راضٍ. | Müşteri memnun. |
نحن نبحث عن مستثمرين. | Yatırımcı arıyoruz. |
عُرضت خطة العمل. | İş planı sunuldu. |
على الرغم من أنّه كان يمطر، خرجنا. | Yağmur yağıyor olmasına rağmen dışarı çıktık. |
على الرغم من أنه متعب، يستمر. | Yorgun olmasına rağmen o devam ediyor. |
مهما كان الأمر صعبًا، يجب أن نحاول. | Ne kadar zor olursa olsun, denemeliyiz. |
كلما تدرس أكثر، تتعلم أكثر. | Ne kadar çok çalışırsan, o kadar çok öğrenirsin. |
كلما نمت أقل، كنتَ أكثر تعبًا. | Ne kadar az uyursan, o kadar yorgun olursun. |
لم يصل متأخراً فحسب، بل نسي أيضاً. | Sadece geç gelmekle kalmadı, bir de unutmuştu. |
سواء أعجبك ذلك أم لا، يجب عليك أن تفعل ذلك. | İster hoşuna gitsin ister gitmesin, bunu yapmak zorundasın. |
بمجرد أن وصلتُ، اتصلتُ. | Varır varmaz aradım. |
طالما أنك تدرس، ستنجح. | Çalıştığın sürece başarılı olacaksın. |
بشرط أن تدفع، يمكنك الدخول. | Ödeme yapmanız şartıyla girebilirsiniz. |
إذا أمطرت، أحضر مظلة. | Yağmur yağarsa, bir şemsiye getir. |
بما أنك هنا، فلنتحدث. | Burada olduğuna göre, konuşalım. |
بما أنه متأخر، يجب أن نغادر. | Geç olduğunu göz önünde bulundurursak, gitmeliyiz. |
بينما هو يفضّل القهوة، هي تفضّل الشاي. | O kahveyi tercih ederken, o çayı tercih eder. |
بينما كنت أقرأ، كانت تطبخ. | Ben okurken o yemek yapıyordu. |
ما إن وصلت حتى بدأ المطر. | Daha yeni gelmiştim ki yağmur yağmaya başladı. |
ما إن أنهت حتى رن الهاتف. | O daha yeni bitirmişti ki telefon çaldı. |
لا يكتفي بالتحدث بالفرنسية فحسب، بل يكتبها أيضًا. | Sadece Fransızca konuşmakla kalmaz, aynı zamanda Fransızca da yazar. |
كانت المشكلة معقّدة إلى درجة أن لا أحد استطاع حلّها. | Sorun o kadar karmaşıktı ki hiç kimse çözemedi. |
كان التأثير شديدًا لدرجة أن الجميع لاحظه. | Öyle bir etkiydi ki herkes fark etti. |
نادراً ما رأيتُ مثل هذا الإخلاص. | Böylesine bir özveriyi nadiren gördüm. |
لم يكن لديهم أدنى فكرة عما كان قادماً. | Başlarına gelecekleri bilmiyorlardı. |
لا يمكنك أن تدرّس إلا عندما تفهم. | Sadece anladığında öğretebilirsin. |
لم أفهم إلا بعد أن شرح لي. | O açıklayana kadar anlamadım. |
تحت أي ظرف من الظروف، يجب عليك ألا تستسلم. | Hiçbir koşulda pes etmemelisin. |
لا يجوز بأي حال أن يتكرر هذا. | Bu asla tekrarlanmamalıdır. |
هذا لا يؤثر على النتيجة بأي حال من الأحوال. | Bu hiçbir şekilde sonucu etkilemez. |
حتى لا يحدث التباس، دعني أوضح. | Karışıklığı önlemek için açıklayayım. |
لكي يفهم الجميع، سأشرح. | Herkesin anlaması için açıklayacağım. |
كنت سأذهب. | Gitmiş olurdum. |
كنت ستأكل. | Yemiş olurdun. |
لَكانَ قَدْ أَتَى. | Gelmiş olurdu. |
كانت ستغادر. | O gitmiş olurdu. |
كنا سنرى. | Görmüş olurduk |
لو كنت قد علمتُ، لأتيتُ. | Eğer bilseydim, gelmiş olurdum. |
لو كنت قد درستَ لنجحتَ. | Eğer çalışmış olsaydın, geçmiş olurdun. |
لو كان قد اتصل بي، لكنت قد أجبتُ. | Eğer beni aramış olsaydı, cevap vermiş olurdum. |
لو كنا قد غادرنا مبكرًا، لكنا قد وصلنا في الوقت المناسب. | Daha erken ayrılmış olsaydık, zamanında varmış olurduk. |
لو كانت قد سألت، لَكُنتُ قد ساعدتها. | Eğer o sormuş olsaydı, yardım etmiş olurdum. |
لو كان لدي مال، لاشتريته. | Param olsaydı onu almış olurdum. |
لو كان لدينا وقت لزرنا فرنسا. | Eğer zamanımız olsaydı Fransa'yı ziyaret etmiş olurduk. |
لو كنتُ مكانك، لرفضتُ. | Senin yerinde olsaydım, reddetmiş olurdum. |
لو أمطرت، لكنا بقينا في البيت. | Eğer yağmur yağmış olsaydı, evde kalırdık. |
لو كنت قد حاولتُ بجهدٍ أكبر، لَكُنتُ قد نَجَحتُ. | Daha çok çabalasaydım başarılı olurdum. |
كانوا قد فهموا لو كنا قد شرحنا. | Açıklamış olsaydık, anlamış olurlardı. |
لو كنت قد رأيته لأخبرته. | Eğer onu görmüş olsaydım, ona söylemiş olurdum. |
كانت ستكون سعيدة لو اتصلتَ. | Eğer aramış olsaydın, o mutlu olmuş olurdu. |
كنا سنفوز لو لعبنا بشكلٍ أفضل. | Daha iyi oynamış olsaydık, kazanmış olurduk. |
لو كانوا قد وصلوا في الموعد، لكنا قد بدأنا. | Eğer zamanında gelmiş olsalardı, başlamış olurduk. |
لو كانوا قد عرضوا أكثر لكنت قبلت. | Daha fazla teklif etmiş olsalardı kabul ederdim. |
لو كان لديه وقت أكثر لكان قد أنهى. | Daha fazla zamanı olsaydı bitirmiş olurdu. |
لو كنت قد علمتُ بالحقيقة، لتصرّفتُ بشكل مختلف. | Gerçeği bilmiş olsaydım, farklı davranmış olurdum. |
كنت ستستمتع به لو أنك قد أتيت. | Gelseydin, bundan zevk almış olurdun. |
علاوة على ذلك. | Ayrıca. |
علاوة على ذلك. | Ayrıca. |
بالإضافة إلى ذلك. | Ayrıca. |
بالإضافة إلى ذلك. | Ayrıca. |
ومع ذلك. | Buna rağmen. |
مع ذلك | Yine de. |
مع ذلك. | Ancak. |
من ناحية أخرى. | Öte yandan. |
بالمقابل. | Buna karşılık. |
على النقيض. | Buna karşın. |
لذلك. | Bu nedenle. |
وبالتالي. | Sonuç olarak. |
نتيجة لذلك. | Sonuç olarak. |
لذلك | Dolayısıyla. |
لذلك. | Böylece. |
بناءً على ذلك. | Buna göre. |
على سبيل المثال. | Örneğin. |
على سبيل المثال. | Örneğin. |
أي | Yani. |
بمعنى آخر. | Başka bir deyişle. |
بمعنى آخر. | Yani. |
بعبارة أخرى. | Başka bir deyişle. |
باختصار. | Özetle. |
في الختام. | Sonuç olarak. |
في الختام. | Sonuç olarak. |
خلاصة القول. | Özetle. |
في المجمل | Her şey düşünüldüğünde. |
بشكل عام | Genel olarak. |
في الجوهر. | Özünde. |
جامعة | Üniversite |
طالب | Öğrenci. |
أستاذ | Profesör. |
درجة علمية | Derece. |
أطروحة | Tez. |
بحث | Araştırma. |
أنا أدرس في الجامعة. | Üniversitede okuyorum. |
هي تكتب أطروحتها. | Tezini yazıyor. |
نحن نجري بحثًا. | Araştırma yapıyoruz. |
ألقى الأستاذ محاضرة. | Profesör bir ders verdi. |
أحتاج أن أكتب مقالا. | Bir kompozisyon yazmam gerekiyor. |
الامتحان الأسبوع المقبل. | Sınav gelecek hafta. |
نجحت في الاختبار. | Sınavı geçtim. |
حصلت على شهادتها. | O diplomasını aldı. |
حضرنا الندوة. | Seminere katıldık. |
المكتبة مفتوحة. | Kütüphane açık. |
أنا مسجّل في مقرر. | Bir ders alıyorum. |
الواجب مستحق غدًا. | Ödev yarın teslim edilecek. |
ناقشنا الموضوع. | Konuyu tartıştık. |
يبدأ العام الدراسي في شهر سبتمبر. | Akademik yıl Eylül ayında başlar. |
أنا أتخصص في الأدب. | Edebiyat okuyorum. |
هي تدرس للحصول على درجة الدكتوراه. | O doktora yapıyor. |
نحتاج إلى الاستشهاد بمصادرنا. | Kaynaklarımızı belirtmemiz gerekiyor. |
قائمة المراجع مطلوبة. | Kaynakça gereklidir. |
أنا أستعد للامتحان الشفوي. | Sözlü sınava hazırlanıyorum. |
كانت الدرجة ممتازة. | Not mükemmeldi. |
درسنا معًا. | Birlikte ders çalıştık. |
المنهج شامل. | Müfredat kapsamlıdır. |
أنا أتعلم الفرنسية. | Fransızca öğreniyorum. |
مُنحت المنحة. | Burs verildi. |
مرحبًا. | Merhaba. |
هاي. | Selam. |
وداعاً | Hoşça kalın. |
باي | Görüşürüz. |
شكراً جزيلاً لكم. | Çok teşekkür ederim. |
شكراً كتير. | Çok sağ ol. |
أود | İsterim. |
بدي. | İstiyorum. |
هل يمكنك من فضلك؟ | Rica eder misiniz? |
تقدر؟ | Yapabilir misin? |
تشرفت بلقائك. | Sizinle tanıştığıma memnun oldum. |
سعدت بلقائك | Memnun oldum. |
أعتذر. | Özür dilerim. |
آسف. | Üzgünüm. |
سأكون ممتنًا لو | Eğer ... yaparsanız minnettar olurum. |
هكون ممنون لو | Sevinirim |
يؤسفني أن أبلغكم. | Size üzülerek bildirmek isterim. |
آسف أقول لك. | Sana bunu söyleyeceğim için üzgünüm. |
أتطلع إلى سماع ردكم. | Sizden haber almayı bekliyorum. |
أتمنى أسمع منك. | Senden haber bekliyorum. |
بينما آكل، أقرأ. | Yemek yerken okurum. |
أثناء المشي، أفكر. | Yürürken düşünüyorum. |
أثناء الانتظار، اتصلت. | Beklerken aradım. |
بالدراسة، ستتعلم. | Çalışarak öğreneceksiniz. |
من خلال العمل الجاد، نجح. | Sıkı çalışarak başardı. |
دون أن تقول شيئًا، غادرت. | Hiçbir şey söylemeden ayrıldı. |
بعد الانتهاء، غادرنا. | Bitirdikten sonra ayrıldık. |
قبل المغادرة، قل وداعًا. | Ayrılmadan önce veda et. |
أثناء حديثه، أشار. | Konuşurken jest yaptı. |
من خلال قراءة المزيد، تتحسن. | Daha fazla okuyarak gelişirsiniz. |
أعمل أثناء الاستماع إلى الموسيقى. | Müzik dinlerken çalışıyorum. |
بدون تفكير، أجاب. | Düşünmeden cevap verdi. |
بعد أن أكلنا خرجنا. | Yemek yedikten sonra dışarı çıktık. |
بالممارسة اليومية، تحسنت. | Her gün pratik yaparak gelişti. |
أثناء السفر تعلمت الكثير. | Seyahat ederken çok şey öğrendim. |
عند وصوله اتصل بأسرته. | Vardığında, ailesini aradı. |
عند سماع الأخبار، بكت. | Haberi duyunca, ağladı. |
بدلاً من الشكوى، افعل شيئًا. | Şikayet etmek yerine bir şey yap. |
بالإضافة إلى عمله، يدرس أيضاً. | Çalışmasının yanı sıra ders de çalışıyor. |
على الرغم من كونها متعبة، واصلت. | Yorgun olmasına rağmen, o devam etti. |
باتباع التعليمات، ستنجح. | Talimatları takip ederek başarılı olacaksınız. |
دون أن ندرك ذلك، مرّ الوقت. | Farkına varmadan zaman geçti. |
بعد أن ناقشنا الأمر، قررنا. | Bunu tartıştıktan sonra karar verdik. |
قبل اتخاذ قرار، فكر بعناية. | Karar vermeden önce dikkatlice düşün. |
أثناء تفكيره في الخيارات، تردّد. | Seçenekleri değerlendirirken tereddüt etti. |
من خلال التركيز على التفاصيل، تحسّن الجودة. | Detaylara odaklanarak kaliteyi artırırsınız. |
حاسوب | Bilgisayar |
بدون معرفة الحقائق، لا نستطيع أن نحكم. | Gerçekleri bilmeden yargılayamayız. |
عند رؤية النتائج، تفاجأ. | Sonuçları görünce şaşırdı. |
بدلاً من الاستسلام، حاول مرة أخرى. | Pes etmek yerine, tekrar dene. |
دعوى قضائية | dava |
المدّعي | davacı |
المدعى عليه | Davalı |
محامي | avukat |
محامي | Avukat |
شهادة | Tanıklık. |
الأدلة | Delil |
شاهد | tanık |
هيئة المحلفين | Jüri. |
حكم | Hüküm |
استئناف | Temyiz |
المسؤولية | Sorumluluk |
الإهمال | İhmal |
خرق العقد | Sözleşme ihlali. |
تسوية | uzlaşma |
تعويض | Tazminat. |
تعويضات. | Tazminat. |
أمر قضائي بالمنع | ihtiyati tedbir |
استدعاء | mahkeme celbi |
إفادة خطية | Yeminli ifade |
قانون. | Kanun |
مرسوم | Yönetmelik |